Mukaddes göç, dine hizmet açısından eski devirlere nisbeten daha da önemlidir. Evet, bir mü’min kardeşimiz, buradan kalkıp başka bir beldeye hicret ediyorsa, biz buna küçük nazarıyla bakamayız. Bugün bir Medine yoktur ama, her yere Medine’nin boyasını çalmak, Medine-misal şehirler kurmak vardır.. bir diğer tabirle, Medine sahibinin huzuruna çıkabilmek için, pek çok Medine meydana getirmek vardır. “Medineleri arkamıza bırakıp, senin Medine’ne koştuk yâ Resûlallah!” diyebilmek için, bugün hicrete, hicret beldelerine ihtiyaç vardır. Sırf Allah rızası için ve İslâm’ı neşretmek için dünyanın dört bir yanına göç edenlerin durumunu hafife alamaz ve basite ircâ edemeyiz. Çünkü bu muhacirlerin herhangi bir maddî çıkarları ve menfaatleri yoktur; yaptıkları ve yapacakları şey sadece İslâm’ı tebliğ ve bekledikleri de sadece ve sadece Allah’ın rızasıdır.
Türkiye’nin içinde ve dışında ve âlem-i İslâm’ın sair yerlerinde, Hak davası için hicret eden kimseler, إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى10 fehvasınca niyetlerine göre mükâfat elde edecek ve ilk hicret edenlerin arkasında -inşâallah- yerlerini alacaklardır! Yani Allah, muhacirleri muhacirlerle, ensarı da ensarla haşredecektir! “Muhacirler toplansın!”dendiğinde bu mukaddes göçün heyecanıyla yollara düşmüş olanlar, muhacirlerin arkasında yerlerini alacaklardır. Kim bilir, sizin de herhangi birinizin önüne Ebû Bekir mi (radıyallâhu anh) rastlayacak, Ömer mi (radıyallâhu anh) rastlayacak, Osman mı (radıyallâhu anh) rastlayacak?!
Bunları, Rabbine hesap verme mevkiini her an idrak, bir ayağının mezarda bulunduğunu his ve idrak eden bir insanın ağzından dinliyor gibi dinleyin; eğer bu mevzuda hilâf-i vâki ve mübalağalı beyanda bulunuyorsam, Allah’a hesap vereceğim demektir…