İçeriğe geç

İslâm’ın bu mevzudaki esaslarını şöyle sıralayabiliriz. İslâm, beşere ait her şeyi realite olarak kabul eder. Meselâ beşerde gazap, hırs ve inat gibi duyguların bulunması birer realitedir. Fakat, bunlar yerinde kullanıldığı zaman yümün, bereket ve bir kısım hayırlara vesile olabilirken, aksine kullanılınca insanı şerre sürüklerler. Aynı şekilde İslâm insanın şehvetini de bir realite olarak kabul eder. Çünkü şehvet, insanda şahsî hayatın ve neslin devamı için verilmiş bir avans, bir ilâhî armağandır. İnsan bu avansı kullanıp, değerlendirerek, yeryüzünde Allah’ın halifesi olan Ümmet-i Muhammed’in çoğalmasına vesile olacaktır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Evlenin, çoğalın, ben sizin, çokluğunuzla iftihar ederim.”2 buyuruyorlar. O, iftarı demhanede, bayramı puthanede, orucu meyhanede olan insanların çokluğu ile değil; namazımızı kılan, kıblemize dönen, bizim dediğimiz şeyleri söyleyen ve hakka dilbeste olan kimselerin çokluğuyla iftihar ediyor.

Binaenaleyh bu açıdan gayet rahatlıkla denilebilir ki, insandaki şehvet hissi, mukaddes bir histir; zira bu his sayesinde beşerin en müstesna ve mümtaz kimseleri dünyaya gelmiş ve bizim için vesile-i iftihar olmuşlardır. Efendimiz de bunlardan biridir.

İslâm her meselede olduğu gibi bu meselede de bir ölçü ve denge getirmiştir. Esas olan, insanın günaha girmemesidir. Bunun için de çeşitli vesileler kullanılabilir. Evlenme bunların en başında gelir. İnsan gücü yettiği an evlenmelidir. Evlenmeye imkânı olmayan ise, Allah Resûlü’nün tavsiyesine göre oruç tutmalıdır. Zira oruç günahlara karşı bir kalkandır.3 Ancak oruç da bütün şartları yerine getirilerek tutulmalıdır ki, fuhşa mâni fonksiyonunu yerine getirebilmiş olsun.

201