İçeriğe geç

Meselâ, siz bir elma ağacı gördünüz. Ağacın kökü ve gövdesi sizin bulunduğunuz tarafta, dalı budağı ve yaprakları öbür tarafta bir sütrenin arkasına sarkmış olsun. Şimdi siz, mevsimi geldiğinde deseniz ki, bu ağacın bize görülmeyen dalları öbür tarafta elma ile yüklü durmaktadır. Acaba verdiğiniz bu hükümle siz gaybı mı bilmiş olursunuz? Yoksa herkesin normalde bilip söyleyebileceği bir meseleyi mi haber vermiş olursunuz? Böyle bir şeyle karşılaşsanız, elbette ikinci şıkkı yaptığınızı söyleyeceksiniz. Aynen öyle de, zâhirî sebeplerin teyidiyle bilinen rahimlerdeki ceninin hâl ve durumu da, aynı mahiyette bir bilmektir. Yoksa gaybı bilmek değildir. O, kökü şehadet âleminde ve dalları gayba doğru sarkmış bir ağaçtan haber vermek gibidir. Bunlarla Kur’ân’ın hükmünü cerhetmeye kalkmak ve öyle olacağını sanmak sadece budalalık ve ahmaklık olur.

Dördüncüsü, bir insan yarın ne kazanacağını bilemez. Bunu da sadece maddî kazançla kayıtlamamak gerekir. İnsanın maddî-mânevî elde edeceği füyûzat ve inşirah dahi birer kazanç demektir. Bir ilim adamının malumatına ekledikleri de bir kazançtır ve bunun ne kadar olacağını da ancak Allah bilir. Bazen ciltler dolusu kitap okunur ve satırlık malumat elde edilmezken, bazen bir tek satırlık malumat insana bir kitap kadar düşünce ve fikir verir ve insanın ilham kaynaklarını coşturuverir.

45