Kıyametin ne zaman ve hangi vakitte kopacağını ancak Allah bilir. Kur’ân-ı Kerim bunu bir hakikat ve bir prensip olarak ortaya koyunca, artık hiç kimsenin “Allah bilir!” demeden bu mevzuda söz söylemesi, fikir beyan etmesi imkânsızdır. Nitekim Cibril hadisinde de beyan edildiği gibi, Allah Resûlü’ne, bir yolcu kıyafetiyle gelen; fakat üzerinde yolculuk alâmeti bulunmayan Cibril (aleyhisselâm) dizlerini Allah Resûlü’nün dizlerine veriyor ve O’na bazı sorular soruyordu: İman, islâm ve ihsan. Bu soruları sorduktan sonra, aldığı cevapların her birinin akabinde de “Doğru söyledin.” mânâsına صَدَقْتَ ile karşılık veriyor. Son olarak da “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soruyor. Allah Resûlü de: “Kendisine soru sorulan, sorandan daha fazla bir şey bilmiyor.” cevabıyla karşılık veriyor. Ve daha sonra da, kıyamete yakın vukû bulacak bazı hâdiseleri, birer alâmet ve işaret olarak sayıyor. İşte bir nebi edebiyle Allah Resûlü, mugayyebattan bir mesele hakkında böyle cevap veriyordu.2
Cibril’le müşterek bir bildikleri vardı. O da, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah’ın bilebileceği idi.
Kıyametin kopması mevzuuna gelince, sebepler açısından o kadar çok şey var ki, bunlardan bir tanesinin vâki olması dahi kıyametin kopmasına yeterli gelecektir. Bu cümleden olarak, bir kuyruklu yıldızın gelip dünyaya çarpması, Güneş’in infilak etmesi veya termodinamik kanununa göre sönüp gitmesi, yeryüzünde insanların yapacağı bir yanlışlıkla zincirleme reaksiyonlar meydana gelmesi ve bunun Güneş sistemini berhava etmesi gibi… Bugün ihtimal dahilinde daha birçok sebep sıralamak mümkündür.
Dipnotlar
- 2 Buhârî, iman 37; Müslim, iman 1.