İçeriğe geç

Allah Resûlü, müteaddit hadislerinde ihlâs üzerinde durmuş ve onu insan için en yüce ufuk olarak göstermiştir.8 Kur’ân-ı Kerim pek çok nebiyi bize anlatırken bu yönleriyle anlatmış ve ihlâsı nübüvvetin ayrılmaz bir parçası olarak takdim etmiştir.

Hz. Musa için “O muhlastı.”9 tabirini kullanan Kur’ân-ı Kerim, Hz. Musa’nın her hareket ve davranışını, sadece Cenâb-ı Hakk’ın rızasını tahsil gayesiyle yaptığını en veciz bir üslûpla ifade ediyor ve bu ifadesiyle inananlara ihlâs dersi veriyor.

Seyyidinâ Hazreti İbrahim, ihlâs anlayış ve şuurunun zirvesinde bulunan bir insan olarak hâdiselerin aleyhine cereyan ettiği zamanlarda bile bir anlık sarsıntı ve tereddüde düşmüyor, hatta bir bakıma, meleklerin yardım talepleri gibi meşru bir teklifi dahi reddederek, “O olanlardan haberdar ya, O bana yeter.” diyor ve onlardan gelen imdat mesajını حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلِ ile savıyor.10 Onun için, mühim olan Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğu idi. Bu düşüncesini, kendine ait en masum talepleri dahi gölgeleyemiyordu. Zira ona Allah’ın dostu mânâsına, “Halilullah” denmişti.11 Dostluk da bunu gerektiriyordu.

Allah Resûlü’ne bir gün “Ey Allah’ın dostu.” denince, “Hayır, o İbrahim’dir.” buyurdular.12 Ve yine bir gün efendimiz mânâsına “Seyyidünâ” ile kendisine hitap edilince “Efendimiz İbrahim’dir.’’ buyurdular.13 Cevher kadrini cevherfürûşân olan nasıl da anlıyor! İşte ihlâs ve samimiyet, bir peygamber vasfı olmakla, o işi kendine iş edinen insanların da ayrılmaz vasfı olmak zorundadır. Kur’ân her peygamberi ya ihlâs sahibi olarak tanıtmakta ya da Cenâb-ı Hakk’ın o nebiye ihlâsı emrettiğini nakletmektedir.14 Kur’ân-ı Kerim’i bir de bu zaviyeden tetkik edip okumakta büyük yararlar olacağı kanaatindeyim.

170