Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) nübüvvet nurunu görerek ve O’nun pırıl pırıl atmosferi içinde yetişerek vâris olan kimselerin durumu, diğerlerinden çok farklıdır. Bu da gayet normaldir. Zira onlar bizzat Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) gördüler, O’nun nurundan istifade ettiler, O’nun her hâline vâkıf oldular, sağanak sağanak vahiy yağan bir iklimde, vahyin ürpertici serinliğini daima iliklerine kadar hissettiler. Ve o şanlı Muallim ve Üstad tarafından yetiştirildiler. Öyleyse, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) de onlara diğerlerinden daha farklı bir muhabbet beslemesi, onlara ihtimam göstermesi ve onları aziz tutarak “Ashabıma söven benden değildir.”10“Ashabım gökteki yıldızlar gibidir.”11 şeklinde ifadelerle onları taltif etmesi, öyle bir mürüvvet âbidesine yakışan en uygun ifade ve hareket tarzıdır. Beşeriyet içinde O’nu en çok onlar sevdi; Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bu sevgiye mukabelede bulundu, O da onları sevdi.
Ayrıca, Efendimiz bu hareketiyle kendinden sonra gelip cemaatlerin önüne geçen ve onları sevk ve idare durumunda olanlara da bir hikmet dersi vermekte ve onlara bir usûl öğretmektedir. Her devir ve her devrede, birinci planda duran ve mücadele verenler hep birinci planda tutulmalı ve başkaları onlara tercih edilmemelidir.
Bu bir vefa borcudur. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise insanlar arasında, bu yönüyle dahi en zirvededir. O’ndan daha vefalı bir ikinci insan gösterilemez.
Kendisine gelip: “En çok kimi seviyorsun?” diye soran sahabiye, “Âişe’yi” buyurur. “Erkeklerden kasdetmiştim.” diye devam edince de, “Babasını” karşılığını verir.12
Dipnotlar
- 10 Bkz.: Buhârî, fezâilü ashâb 5; Müslim, fezâilü’s-sahabe 221-222.
- 11 Bkz.: el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/132.
- 12 Buhârî, fezailü’s-sahabe 5.