Bu noktadan hareketle Efendimiz’in peygamberlik davasına birinci planda sahip çıkanlar sahabe-i kiramdır. Daha sonra da çeşitli devirlerde o pâk nesilden gelen ve yaşadıkları dönemde İslâm’ı en ulvî şekilde temsil edip gönüllere hayat üfleyen Ehl-i Beyt olmuştur. Vâkıa dinî hayat ve dine hizmet daha önce gelir. Hangi devirde olursa olsun Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) gerçek mirasına sahip çıkanlar O’nun en yakınları ve Ehl-i Beyti sayılırlar.
Onun içindir ki, günümüzde dinî hizmetlere sahip çıkan mü’minlere “Bunlar peygamberin vârisleridir.” dense doğru söylenmiş olur. Çünkü onlar nübüvvet davasına vâristirler. Meseleye bu açıdan bakılacak olursa, Hz. Ebû Bekir’le başka bir sahabi arasında fark yoktur. Zira hepsi de dava-yı nübüvvetin vârisleridir. Fakat hususî fazilette bütün ümmet bir araya gelse yine Hz. Ebû Bekir’e (radıyallâhu anh) denk olamazlar.8
Demek oluyor ki, ister kendi asrı içinde ve kendi devrinde yaşayanlar, isterse daha sonraki asırlarda yaşayanlar kim nübüvvet davasına ve hangi ölçüde sahip çıkarsa, o ölçüde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından sevilmeye liyakat kesbedecektir.
Nasıl ki, وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ9 sırrıyla peygamberlere düşen vazife sadece tebliğdir; aynen öyle de, O’nu rehber kabul edip arkasından giden mü’minlere düşen vazife de yine sadece tebliğdir. Keza bu noktada bize düşen de O’nun arkasında edeple el bağlayıp “Bizim vazifemiz ancak tebliğdir.” demek olacaktır. Bu şekilde bir intisapla O’na bağlandığımızdan ötürü de, kendimizi dünyanın en tali’lileri arasında kabul edebiliriz.
Şimdi de meselenin bir başka yönüne dikkatlerinizi istirham ediyorum.
Dipnotlar
- 8 Konuyla alâkalı bkz.: el-Gazzâlî, Kavâidü’l-akâid s.228; el-Kelâbâzî, et-Taarruf li mezhebi ehli’t-tasavvuf 1/57; İbn Ebi’l-İzz, Şerhu Akîdeti’t-Tahâviyye 1/533-534. Ayrıca teferruatlı bilgi için bkz.: İmam Rabbânî, el-Mektûbât 1/134 (251. Mektup), 146 (266. Mektup).
- 9 Nûr sûresi, 24/54; Ankebût sûresi, 29/18.