İşte bak! O zât, dairesi öyle geniş bir namazda, öyle yüce bir ibadetle ebedî saadet için dua ediyor ki, âdeta bu yarımada, hatta bütün yeryüzü onunla birlikte namaz kılar, niyaz eder. Çünkü onun kulluğu, ümmetinin kulluğunu kapsadığı gibi, muvafakat (birbirine uygunluk) sırrıyla, bütün peygamberlerin kulluk hikmetlerini de içerir.
Hem o geniş dairedeki namazı öyle büyük bir cemaatle kılar ve dua eder ki, âdeta Hazreti Âdem’den asrımıza kadar gelmiş, hatta kıyamete kadar gelecek bütün nuranî ve kâmil insanlar ona uyup duasına “âmin” derler.
Bak! O zât herkesin muhtaç olduğu bekâ için dua ediyor. Sadece yeryüzündekiler değil, belki gök ehli, hatta bütün varlıklar duasına ortak olup hal diliyle, “Ey Rabbimiz! Evet, onun istediklerini ver, duasını kabul et. Biz de istiyoruz.” diyorlar.
Hem bak, ebedî saadeti öyle hüzünle, aşkla, iştiyakla, öyle tevazu ile yalvararak istiyor ki, bütün kâinatı ağlatıp duasına ortak ediyor.
Öyle bir gaye için saadet dileyip dua ediyor ki, insanı ve bütün varlıkları aşağıların en aşağısı olan mutlak fânilik seviyesine düşmekten, kıymetsizlikten, faydasızlıktan, gayesizlikten; en yüksek mertebe olan bekâya, kıymete, yüce vazifeye, Samed Yaratıcının bir mektubu derecesine çıkarıyor.
Bak! Öyle yüksek, öyle yakaran bir sesle istiyor ve öyle tatlı, öyle merhamet dileyen bir niyaz ile yalvarıyor ki, âdeta sesini bütün varlıklara, göklere, arşa işittirip onları kendinden geçirerek duasına “Âmin Allahım, âmin” dedirtiyor.
Dipnotlar
- Haşiye: Evet, saadet asrından bugüne kadar ümmetin bütün salât ve selamları Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) duasına birer âmin ve umumi bir iştiraktir. Hatta ona getirilen her salâvat, ümmetinin her bir ferdinin her namazda ona salât ü selam getirmesi, kametten sonra Şafiîlerin dua etmesi onun ebedî saadet hususundaki duasına gayet kuvvetli ve umumi bir “âmin”dir. İşte bütün insanlığın hal diliyle, bütün kuvvetiyle istediği bekâyı ve ebedî saadeti, insanlık adına Zât-ı Ahmediye (aleyhissalâtü vesselam) istiyor ve insanlığın hayırlıları, onun arkasında âmin diyor. Acaba şu duanın kabule lâyık olmaması hiç mümkün müdür?
- Bkz. Tirmizî, deavât 30.
- Haşiye: Evet, şu âlemi idare eden Zât’ın bütün tasarruflarının şuurla, ilimle, hikmetle gerçekleştiği açıkça görüldüğü halde, o Zât’ın, kulları içindeki en seçkin ferdin hareketlerinden habersiz olması hiçbir şekilde mümkün değildir. Hem o Mutasarrıf-ı Alîm’in, o seçkin kulunun hareketlerinden ve dualarından haberdar olduğu halde ona karşı kayıtsız kalması, hiçbir şekilde mümkün değildir.=> Hem her şeyi dilediğince idare eden Kadîr-i Rahîm’in, o kulunun dualarına kayıtsız kalmadığı halde o duaları kabul etmemesi mümkün değildir. Evet, Zât-ı Ahmediye’nin (aleyhissalâtü vesselam) nuruyla âlemin şekli değişmiştir. İnsanın ve bütün kâinatın hakiki mahiyetleri o nur ile meydana çıkmıştır. Şu kâinattaki varlıkların, Samed Yaratıcının isimlerini okutan birer mektup, birer vazifeli memur ve bekâya mazhar, kıymetli, mânidar birer mahlûk oldukları anlaşılmıştır. Eğer o nur olmasaydı, her şey mutlak fâniliğe mahkûm ve kıymetsiz, mânâsız, faydasız, abes, karmakarışık, tesadüf oyuncağı, evhamlı bir karanlık içinde kalırdı. İşte şu sırdandır ki: İnsanlar Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) duasına âmin dedikleri gibi, yerden göklere, serâdan süreyyaya kadar bütün varlıklar da onun nuruyla iftihar edip ona alâka gösteriyor. Zaten Allah Resûlü'nün (aleyhissalâtü vesselam) kulluğunun ruhu, duadır. Kâinattaki hareketler ve görülen vazifeler de bir çeşit duadır. Mesela bir çekirdeğin hareketi, bir ağaç olmak için Yaratıcısına bir duadır.