Madem kaderin en basit şeyde böyle tecellisi var. Bu, elbette her şeyin, o şey var edilmeden önce yazıldığını ifade eder ve az bir dikkatle anlaşılır.
Her şeyin, var olduktan sonra başından geçen hallerin yazıldığına delil ise Kitab-ı Mübîn ve İmam-ı Mübîn’i haber veren, âlemdeki bütün meyveler ve insanların Levh-i Mahfuz’a işaret eden hafızalarıdır. Bunlar birer şahit, birer emaredir.
Evet, her bir meyvenin ve bütün ağacın kaderle belirlenmiş hayat programı, onun kalbi hükmündeki çekirdeğinde yazılıyor. Başından geçenlerle beraber bazı geçmiş zaman hadiseleri de insanın hafızasında öyle bir surette yazılır ki, âdeta hardal tanesi kadar küçük o hafızada, kudret eli ve kader kalemiyle, amel defterinden küçük bir senet, hesap vaktinde amellerini onunla hatırlaması için insanın eline verilmiş, aklının cebine konulmuştur. Hem insan tam tatmin olsun diye bu gelip geçici dünya kargaşasında Kadîr-i Hakîm’in, üzerlerinde fâni şeylerin suretlerini resmedip bakileştirdiği aynalar vardır. Hem bekâ âlemine bakan pek çok levha vardır ki, her şeyin kaydını tutan sonsuz ilim sahibi Hafız-ı Alîm, onlarda fâni şeylerin mânâlarını yazıyor.
Kısacası: Madem en basit ve en aşağı hayat mertebesi olan bitkilerin hayatı, kaderin düzenine bu derece tâbidir. Elbette en yüksek varlık derecesi olan insan hayatı, bütün teferruatıyla, kader cetveliyle çizilmiştir ve kader kalemiyle yazılıyor. Evet, nasıl ki yağmur damlaları bulutlardan haber verir, sızıntılar bir su kaynağını gösterir, senetler ve cüzdanlar büyük bir defterin varlığına işaret eder… Aynen öyle de, canlılarda şu şahit olduğumuz maddî düzenin, yani apaçık kader tecellisinin ve manevî, hayatî intizamın, yani nazarî kader tecellisinin sızıntıları, damlaları, senetleri, cüzdanları hükmündeki meyveler, spermler, tohumlar, çekirdekler, suretler, şekiller; Kitab-ı Mübîn denilen, iradenin ve yaratılış kanunlarının defterini ve İmam-ı Mübîn denilen, Allah’ın ilminin bir divanı olan Levh-i Mahfuz’u açıkça gösterir.
Netice: Madem her bir canlının büyüyüp boy atma zamanında, zerrelerin eğri büğrü sınırlara gidip durduğunu, yolunu değiştirdiğini gözümüzle görüyoruz ve o sınırların sonunda birer hikmeti, birer faydayı netice veriyorlar. Açıktır ki, o canlının sureti kader kalemiyle çizilmiştir. İşte şahit olduğumuz apaçık kader tecellisi, o canlının manevî hallerinde dahi kader kalemiyle çizilmiş muntazam, hikmetli, meyve