dedin. Çocuk yüksek bir dağa çıkmak istedi, sen de onu götürdün. Sonra çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette “Sen istedin!” diyerek onu azarlayacak, üstüne de bir tokat vuracaksın. İşte Hâkimlerin Hâkimi Cenâb-ı Hak, sonsuz zayıf olan kulunun iradesini kendi küllî iradesine basit bir şart yapar, O’nun küllî iradesi bu basit şarta bakar.
Sözün Özü: Ey insan! Sende gayet zayıf, fakat eli günahta ve tahripte gayet uzun; sevapta ve iyilikte ise gayet kısa, sınırlı bir irade var. O iradenin bir eline duayı ver ki, hayır ve iyilikler zincirinin bir meyvesi olan cennete yetişsin ve bir çiçeği olan ebedî saadete uzansın. Diğer eline tevbe ve istiğfarı ver ki, günah ve çirkinliklerden çekilsin ve o lanetlenmiş ağacın bir meyvesi olan cehennem zakkumuna yetişmesin.
Demek, dua ve tevekkül hayra kuvvetli bir meyil verdiği gibi, istiğfar ve tevbe de şerre meyli keser, haddi aşmaya engel olur.
Üçüncü Bahis
Kadere, yani “her şeyin Cenâb-ı Hakk’ın takdiriyle” olduğuna inanmak, imanın esaslarındandır. Kaderin varlığına dair kesin deliller hadde hesaba gelmez. Şu iman esasını, onun ne kadar kuvvetli ve geniş olduğunu basit ve açık bir şekilde, bir “mukaddime” ile göstereceğiz.
Mukaddime
Kâinatta her şeyin var olmadan önce ve var olduktan sonra yazıldığını وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ gibi pek çok Kur’an ayeti açıkça bildiriyor. Kâinat denilen, kudretin şu büyük kitabı da, Kur’an’ın bu hükmünü düzen, denge, intizam, tasvir, her şeyi süsleme ve birbirinden ayırma gibi yaratılış kanunlarıyla tasdik ediyor. Evet, kâinat kitabının manzum kelimeleri ve vezinli ayetleri, her şeyin yazılı olduğuna şahittir.
Yaratılmadan önce her şeyin takdir edilmiş ve yazılı olduğuna, bütün tohumlar, kökler, çekirdekler, miktarlar ve suretler birer şahittir.
Dipnotlar
- Giriş.
- “Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki açık, apaçık bir kitapta bulunmasın.” (En’âm sûresi, 6/59)