sayfalarını neşreder. İşte gözümüzün önünde bu hikmetli; muhafaza, idare ve terbiye edici güzel işi yapan O’dur ki, وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ der.
Başka noktaları buna kıyasla. Gücün yeterse başka mânâlar çıkar. Sana yardım etmek için şunu da söyleyelim: إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ beyanı, “tekvir” lafzıyla, yani sarmak ve toplamak mânâsıyla parlak bir temsil gösterdiği gibi, benzerini de imâ eder. Bunun iki mânâsı var:
Birincisi: Cenâb-ı Hak, yokluk, esîr ve gök perdelerini açarak güneş gibi yeryüzünü ışıklandıran pırlanta misali bir lambayı, rahmet hazinesinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra o pırlantayı örtüsüne sarıp kaldıracaktır.
İkincisi: Güneş, ışığını yaymak ve yeryüzüne karanlıkla nöbetleşe sarmakla vazifeli bir memur olduğu ve her akşam eşyasını toplayıp gizlendiği gibi, bazen bir bulut perdesine saklanır, bazen ay onun yüzüne perde olur. O memur, ışığını ve hesap defterlerini topladığı gibi, elbette bir gün vazifesinden temelli ayrılacaktır. Hatta hiçbir sebep bulunmasa bile, güneşin yüzündeki şimdilik küçük, fakat büyümeye yüz tutmuş iki leke genişleyerek onun yeryüzüne Cenâb-ı Hakk’ın izni ile verdiği ışığı, yine Rabbi, emriyle geri alıp güneşin başına saracak ve “Haydi, burada işin kalmadı, cehenneme git, sana ibadet edip senin gibi itaatkâr bir memuru sadakatsizlikle itham edenleri, hor görenleri yak” diyecektir. Güneş, إِذَا الشَّمْسُكُوِّرَتْ fermanını lekeli siyah yüzüyle, yüzünde okur.
Dipnotlar
- “Hesap defterleri açıldığı zaman...” (Tekvîr sûresi, 81/10)
- “Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman...” (Tekvîr sûresi, 81/1)
- “Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman...” (Tekvîr sûresi, 81/1)