İçeriğe geç
Sözler

Hiç mümkün müdür ki, o Hakîm Zât, insanı bütün varlıklar içinde kendine küllî muhatap ve kuşatıcı bir ayna yapıp rahmet hazinelerindeki her şeyi ona tattırsın, tarttırsın, tanıtsın ve kendini bütün isimleriyle bildirsin, onu sevsin ve sevdirsin de, sonra o biçare insanı ebedî memleketine göndermesin! O daimî saadet makamına çağırıp mesut etmesin!

Hiç akıl kabul eder mi ki, çekirdek kadar her bir varlığa bir ağaç kadar vazife yüklesin, ağacın çiçekleri kadar hikmet yerleştirsin, meyveleri kadar fayda taksın da bütün o vazifelere, hikmetlere, faydalara yalnız dünyaya yönelik, bir çekirdek kadar gaye versin! O varlığın bir hardal tanesi kadar önemi olmayan dünyevî hayatını maksat yapsın! O vazifeleri, hakiki ve lâyık gayelerini vermeleri için, mânâ âlemine çekirdekler ve ahiret âlemine tarla kılmasın! Ve bu kadar mühim merasimleri maksatsız, boş, abes bıraksın! Asıl gayelerini ve lâyık meyvelerini vermeleri için onların yüzünü mânâ âlemine ve ahirete çevirmesin!

Evet, hiç mümkün müdür ki, bunları böyle hakikate ters yapmakla kendi gerçek vasıfları olan Hakîm, Kerim, Âdil, Rahîm isimlerinin zıtlarıyla –hâşâ, sümme hâşâ– vasıflanmış görünüp hikmet ve keremini, adalet ve rahmetini gösteren bütün kâinatı yalanlasın! Bütün varlıkların şahitliğini reddetsin, delil oluşlarını iptal etsin!

Hiç akıl kabul eder mi ki, insana saçının telleri adedince vazife yüklesin de, yalnız bir saç teli hükmünde dünyevî bir ücret versin; hakiki adaletine ve hikmetine zıt, mânâsız iş yapsın!

Hiç mümkün müdür ki, her bir canlıda, belki onların dil gibi her bir uzvunda, bir ağaca taktığı neticeler ve meyveler miktarınca hikmet, fayda gözetmekle kendisinin bir Hakîm-i Mutlak olduğunu ispat edip göstersin, sonra bütün hikmetlerin en büyüğü, bütün faydaların en mühimi ve bütün neticelerin en gereklisi olan; hikmeti hikmet, nimeti nimet, rahmeti rahmet yapan ve bütün hikmetlerin, nimetlerin, rahmetlerin, faydaların kaynağı ve gayesi olan bekâyı, kendisine kavuşmayı ve ebedî saadeti vermesin! Bütün icraatını abes kılsın! Her bir taşında binlerce nakış, her tarafında binlerce süs ve her köşesinde binlerce kıymetli eşya bulunan bir saray kurup sonra ona bir çatı yapmayarak kendini her şeyin çürümesine, boş yere bozulmasına izin

112