Misafirler o süslemelerin pek azına kısa bir süre bakıp, o nimetlerden biraz tadıp doymadan gidiyorlar. Fakat her misafir kendine has fotoğraf makinesiyle handa gördüklerinin suretini alıyor. Hanın sahibi olan büyük zâtın hizmetkârları da misafirlerin hareketlerini çok dikkatle kaydediyor. Ve görüyorsun ki, o zât her gün, o kıymetli süslerin çoğunu bozup gelecek yeni misafirler için başka süslemeler yapıyor.
Bunu gördükten sonra, yola şu hanı yapan zâtın daimî, pek ihtişamlı meskenlerinin, tükenmez, kıymetli hazinelerinin bulunduğundan ve onun sonsuz cömertliğinden hiç şüphen kalır mı? O zât, şu handa yaptığı ikram ile kendi makamında bulunan asıl nimetlerine karşı misafirlerinin iştahını açıyor ve onlar için hazırladığı hediyelere heveslerini uyandırıyor.
Aynen bunun gibi, dünya misafirhanesindeki vaziyete sarhoşça değil dikkatlice baksan şu dokuz esası anlarsın:
Birinci Esas: O han gibi bu dünya da kendisi için var edilmemiştir. Onun, bu sureti kendi kendine alması imkânsızdır. Dünya, canlıların kafile kafile gelerek konup göçtükleri, sürekli dolup boşalan, hikmetle yapılmış bir misafirhanedir.
İkinci Esas: Şu hanın içinde oturanlar misafirdir. Rabb-ı Kerîm, onları selamet yeri olan cennete davet ediyor.
Üçüncü Esas: Şu dünyadaki süslemeler, güzellikler yalnız lezzet almak veya gezip görmek için değildir. Çünkü biraz lezzet verse, ayrılıkla uzun zaman elem çektirir. Dünya lezzetlerini tattırır, iştahını açar fakat seni doyurmaz. Zira ya onun ömrü kısadır ya da senin... Doymaya yetmez. Demek, kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu süsler ve güzellikler, ibret ve şükür içindir; daimî olan asıl güzelliklere teşvik ve başka, çok yüce gayeler içindir.
Dipnotlar
- Selamet yeri olan cennet (darü’s-selam) için bkz. Yûnus sûresi, 10/25; En’âm sûresi, 6/127.
- Haşiye: Evet, madem her şeyin kıymeti, ince sanatı gayet yüksek ve güzel olduğu halde müddeti kısa, ömrü azdır. Demek ki, bunlar numunelerdir, başka şeylerin sureti hükmündedirler. Ve madem bunlar, misafirlerin bakışlarını asıllarına çeviren bir mahiyettedir. Öyleyse şu dünyadaki o çeşitli güzellikler, nimetler, elbette bir Rahman-ı Rahîm’in rahmetiyle, sevdiği kullarına hazırladığı cennet nimetlerinin numuneleridir, denilebilir ve öyledir.