İçeriğe geç

Öyleyse mesele inanmaya bağlıdır ve herkes, inandığı ölçüde meseleye sahip çıkacaktır. Müşahhas ve mücessem olmaması yönüyle bunun ölçüsü de yoktur. Allah adının, cihanın dört bir yanında bayraklaşmasını, Resûlullah’ın yâd-ı cemilinin sinelerde derman olmasını ve topyekûn cihanın huzur soluklamasını arzu eden bir mü’min, canını dahi verse az görmeli ve “Keşke kırk canım olsaydı ve ben de kırkını birden bu uğurda verseydim.” diyecek bir duyarlılık sergilemelidir. Tıpkı Bizanslıların bin bir çeşit işkenceleri karşısında başındaki saçları kadar canı olsa ve her gün birini koparsalar bile yine de Allah ve Resûlü’nün yolunda kendine düşeni yapmış olmayacağı inancını taşıyan Abdullah İbn Huzâfetü’s-Sehmî ve “Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındıkaya ve dalâlete teslim-i silah edip vatan, millet ve İslâmiyet’e hıyanet etmem, hakikat-ı Kur’ân’a feda olan bu başımı zalimlere eğmem.”418 diyen asrımızın fikir mimarı gibi.

Bu itibarla biz, bütün mâmelekimizi Allah yolunda infak etsek, yine de ikame etmeyi düşündüğümüz hakikat karşısında bunu az görecek ve “Keşke yüz canımız olsaydı da hepsini feda etseydik.” demeyi bir vazife bileceğiz. Böylelikle, asrın büyük çilekeşi, muzdarip ve dertlisinin rampaya yerleştirdiği bu hareketi, yine onun verdiği ölçülerle hedefine ulaştırma adına önemli mesafeler katedecek, ümmet-i vasat olduğumuzu Allah’ın ve Resûlullah’ın ve Mele-i A’lâ’nın sakinlerinin şehadetine arz etmiş olacağız.

292