Evet siz, ümmet-i vasatsınız; ahirette diğer ümmetler için şehadet edeceksiniz. Allah da o gün sizin şehadetinize kıymet verecektir. Aynı zamanda bunun mânâsı, “Siz dünyaya muvazene unsuru olarak gönderildiniz.” demektir. Bu dengede sizin ağırlığınız hissedilecek ve himmetlerinizle nice mazlumların iniltisi dinecek, nice mağdurlar mağduriyetten kurtulacak ve nice zalim, cebbar, hodfuruş ve firavun karakterli mütekebbirlerin tecavüzleri duracaktır. Bütün bunlar, yeryüzünün beklediği umumi sulhu ikame etme adına çok önemlidir.
Bir başka yaklaşımla siz, mahruti bir bakışla cihanın dört bir yanına uzanacak ve birinci asrın insanının 25-30 sene gibi kısa bir sürede dünya muvazenesindeki muallâ mevkiine yükselmesi gibi, size ihtiyaç duyan bir dünyaya el uzatacaksınız. Bunun gerçekleşmesi, ihlâs ve samimiyetle bu davaya gönül vermenin yanında maddenin de seferber edilmesine dayanıyorsa, “cimri zekâtı” diyebileceğimiz ince hesaplarla ortaya konan miktarlarla tahakkuku mümkün olmayacaktır.
Ümmet-i vasat olmanın gereği içinde meseleye baktığımızda, hem Allah katındaki mesuliyetimiz hem de gelecek nesiller ve dünya sulhu adına yapmamız gereken vazifenin ağırlığı, bütün imkânlarımızı seferber edip yapacağımız hamle ile aydınlık ufuklara yelken açmayı zaruri kılmaktadır. Öyleyse dûn-himmetlik yaparak asgari sınırdan zekât vermektense himmetimizi âli tutmalı, güç ve zamanımızı rantabl olarak değerlendirmeliyiz ki üzerimize düşen mükellefiyetleri bihakkın eda etmiş olalım. Dolayısıyla bugün Müslümanlar bu uğurda ne kadar çok verirlerse, Allah katında o kadar hora geçecek ve Resûlullah nazarında makbul olacak bir hareket sergilemiş olacaklardır. Canla başla, malla mülkle Allah yoluna baş koyarak, bir adanmışlık ruhuyla insanlığın problemlerini çözmeye namzet olduklarını hem kendilerine hem de âleme göstermiş olacaklardır.