İçeriğe geç

Evet insan, iman, mârifet, muhabbet, zevk-i ruhani, aşk u iştiyakta sabitkadem olma mevzuunda sürekli derinleşmeye çalışmalıdır. Fakat bunun yanında insan, kendisini sığlardan sığ görmelidir. Zaten insan gerçekten bir kalb derinliğine ulaşmışsa, kendisini insanların en hakiri görecektir. Bunun mefhum-u muhalifi ise şudur: Şayet bir insan kendisini insanların üstünde görüyorsa, gerçekte o, insanların en bayağısı ve zavallısıdır. Bu kişi ister mü’min, ister münafık, isterse de kâfir olsun, netice değişmez.

“İlim Kendin Bilmektir”

Hayalinde kendisi için yüce payeler kurgulayan, “Ben galiba önemli bir misyonu eda etmek ve insanlığın elinden tutarak onları evc-i kemalâta çıkarmak için dest-i kudret tarafından hususi bir donanımla gönderilen özel bir insanım.” mülâhazasını taşıyan bir insanın gerçekte sinek kanadı kadar bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Çünkü büyüklüğün alâmeti tevazu ve mahviyettir. Küçüklüğün alâmeti ise tekebbürdür.

İşte asıl mârifet de insanın sahip olduğu ilmini bu mülâ­ha­zalarla taçlandırabilmesidir. Bu da, kemal yudumlamış, olgunluğa ermiş ve nazarî bilgisini aksiyon hâline getirebilmiş insanların işidir. Alvarlı Efe Hazretleri, günde altı saat minderde oturup ilimle, sohbet-i cânan’la meşgul olmasına, Zât-ı Ulûhiyet’in nâm-ı celîli anılınca beti benzi atmasına rağmen yine de,

“ Ne ilmim var ne a’mâlim
Ne hayr u tâate kaldı mecâlim,
Garîk-i isyanım, çoktur vebâlim,
Aceb rûz-i cezâda nola hâlim.” derdi.

Yunus Emre de;

“ İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendin bilmezsen,
Ya nice okumaktır.” demiştir.
231