İçeriğe geç
32. Bölüm

Basiret Yâ Hû!

Soru: Sohbet ve yazılarda sıklıkla üzerinde durulan “basiretle hareket etme” meselesini nasıl anlamalı ve hayatımıza nasıl tatbik etmeliyiz?

Cevap: Basiret; ilim ve tecrübe yanında meseleleri kalbin kadirşinas kıstaslarıyla ele alma, analiz ve senteze tâbi tutma ve böylece onları başı ve sonuyla, önü ve arkasıyla değerlendirebilecek idrak genişliğine ulaşma demektir. Basar, maddî gözle eşya ve hâdiseleri okumak ise, basiret kalb gözüyle eşya ve hâdiseleri kavrayıştır. Bu açıdan basiret, insanın hem hak ve hakikati bulmasında hem de başkalarını hak ve hakikatle buluşturmasında ışıktan bir rehber konumundadır. Onun nurundan mahrum olan bir insanın, sağlıklı bir şekilde eşya ve hâdiseleri değerlendirebilmesi, terkip ve tahlillerde bulunması ve onlar hakkında doğru kararlara varabilmesi mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle böylelerinin kalbleri vardır ama onlarla idrak edemezler, gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama onlarla duyamazlar.206 Hâlbuki her uzuv “mâ hulika leh”inde (ne için yaratılmışsa o istikamette) kullanılmalıdır. Göz, görmesi gerekli olan şeyleri görmesi, kulak işitmesi gerekli olan şeyleri işitmesi ve akıl da idrak etmesi gerekli olan şeyleri anlaması için yaratılmıştır. Fakat basireti olmayan insanlar kalb kapılarını vahiy nuruna ve peygamber mesajına kapattıklarından dolayı varlık içinde yokluk yaşarlar. Evet, onların gözleri, ağızları, kulakları, akılları, elleri, ayakları vardır fakat bunları yaratıldıkları istikamette kullanamazlar. Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet, varlığın bağrındaki muammaları çözebilecek sırlı birer anahtardır. Fakat onlar, bu iki anahtarı ellerinde bulundurmadıklarından, ne kâinatın sırlı kapılarını açabilir ne de fert ve toplum hayatındaki problemleri çözebilirler.

Çok Alternatifli Çözüm Projeleri

255