Toplum-devlet İlişkisi Üzerine Bazı Mülâhazalar
Soru: Dinimiz, hayatın tam bir “denge” içinde sürdürülmesini sağlayacak prensipleri ihtiva etmektedir. Bu perspektiften toplum-devlet münasebetinde devletin yeri ve konumunu değerlendirir misiniz?
Cevap: İnsanlık tarihinde bazı dönemlerde devletler açıkça kutsanmış, mukaddes kabul edilmiştir. Mesela, “Roma İmparatorluğu”nun “Kutsal Roma İmparatorluğu”na dönüştürülmesi saray otorite ve baskısı altındaki bazı din adamları eliyle gerçekleştirilmiş, tarihe teokratik sistemin bir misali olarak geçmiştir.
Kutsal Roma İmparatorluğu’nun idare sistemi, ilâhî metinlere, ilâhî kaynaklara dayanarak tesis edilen bir sistem değil; daha ziyade o dönemin şartlarına göre bazı din adamlarının ortaya koydukları içtihatlardan doğan kanunlar mecmuasına dayalı bir sistemdir. Bu sistemde devlet, ruhban sınıfının siyasî hâkimiyetine bağlı olup bir kısım kilise babalarının otoritesinin üstünlüğü esasına dayanır ki bu tam olarak bir “teokratik rejim”i hatırlatır. Daha sonraki dönemlerde de devletin kutsandığı vâkidir. Hatta farklı coğrafyalarda ve Müslümanların çoğunlukta yaşadığı bazı ülkelerde de devlete ve hükümete yapılan saldırılara karşı bir tepki olarak bir kısım çevrelerce devlet âdeta kutsanmış, takdis edilmiştir.
İdeal Devletin Gayesi
Hâlbuki Müslümanlıkta ruhban sınıfı yoktur. Din adamlarının ağızlarından çıkan, “nass” olmadığı gibi onların kendi hevâ ve heveslerine göre çıkarttıkları kanunların da hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Yine İslâm’da ruhban sınıfı olmadığı gibi ruhban sınıfı tarafından kutsallık izafe edilmesiyle ortaya çıkan “kutsal devlet”in de İslâm’da bir yeri yoktur.
Hem İslâm düşünce sisteminde devlet bir gaye değildir; o, insanların saadet-i dareyne ulaşmaları hususunda yardımcı bir araçtır. Görevi ise, insanların hem dünyada hem de ahirette huzur ve saadeti bulabilecekleri bir hayat için zemin hazırlamaktır.