İçeriğe geç
20. Bölüm

Allah’ı Hakkıyla Tâzim Ve Takdir

Soru: وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ وَاْلأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَاوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِه۪ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ “Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tâzimi göstermediler. Hâlbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir.”99 âyet-i kerimesinin verdiği mesajlar nelerdir?

Cevap: Âyetin başındaki, وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ ifadesi; “Onlar, celâl ve cemâl sıfatlarıyla Cenâb-ı Hakk’ı lâyıkıyla bilip tanıyamadı, O’nun her şeye gücü yeten mutlak kudretini, kulları üzerine yağdırdığı lütuf ve nimetlerini, sonsuz merhamet ve şefkatini görmedi, şanına yaraşır şekilde O’na tâzim ve hürmette bulunmadı, dolayısıyla takdirsizlik ve nankörlüğe girdiler.” mânâsına gelmektedir. حَقَّ قَدْرِه۪ ifadesinden, o insanlar içinde belli ölçüde takdir edenler olsa da onların Zât-ı Ecell u Âlâ’yı şânına yaraşır ve yakışır şekilde takdir edemediğini anlıyoruz. Zira “hakkıyla takdir” ile “takdir” birbirinden farklıdır. Mesela Yüce Rabbimiz, bizi yaratan, ahsen-i takvîme mazhar eden, peygamberlerle bizi doğru yola çağırıp hidayet buyuran, bize güzel şeyler vaat etmek suretiyle iştiyakımızı kamçılayan, gözlerimizi öbür âleme açan ve bizi hiç yalnız bırakmayandır. İşte bütün bunları bilmek, bu bilgiye göre O’na hürmet ve şükürde bulunmak birer takdirdir. Aksi ise bir körlük, takdirsizlik ve nankörlüktür.

147