İçeriğe geç

Maalesef bizim yitirdiğimiz en önemli değerlerden birisi, bu hususların vicdanlara mâl edilişidir. Şeklî Müslümanlığın kurbanları olan bizler kalbimizi yitirdik, iç derinliklerimizi unuttuk. Kısmen dine ait bazı meseleler öğretilmiş olsa da –onları öğretenlerden de Allah ebeden razı olsun– kalbî hayata ait hususları öğrenemeden, dolayısıyla yaşayamadan sadece nazarî ve taklidî bilgilerle, nakilcilikle baş başa kaldık. Oysaki “Mal ve evlat fayda vermez, o gün ancak kalb-i selim fayda verir.”;101“İşte bunlar, mükâfatları, içinde devamlı kalacakları altından ırmaklar akan ‘Adn Cennetleri’dir. (Dahası) Allah onlardan, onlar da Allah’tan hoşnutturlar ve bu rıza makamı da, sadece Rabbine karşı saygılı ve haşyet içinde bulunanlara mahsustur.”102 âyetlerinde de ifade edildiği gibi ötede insanı kurtaracak olan “kalb-i selim” sahibi olması, Rabbisine karşı saygılı ve haşyet içinde bulunmasıdır.

Esef duyulası hâlimizin bir ifadesi de minberi titreten âyetin bizim kalbimizi titretmemesidir. Mevzumuza esas teşkil eden sorudaki âyeti bir defasında Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) minberde okumuştu da üzerinde bulunduğu minber neredeyse O’nu düşürecek kadar titremişti.103 Kalbimizi yitirmeseydik şayet, minberi titreten o âyet-i celîle, bizim de kalbimizi titretecek, bizi haşyete sevk edecektir!..

Rabbimiz’den niyaz edelim, bizi şekilden sıyrılıp öze, kalıptan kurtulup mânâya kavuşmaya muvaffak kılsın! Hayatımızın her ânında, her türlü tavır ve davranışımızda hükmünü icra edecek şekilde kalblerimizi haşyet duygusuyla doldursun!..

99 Zümer sûresi, 39/67.

100 Abdurrezzak, el-Musannef 2/266; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 2/172.

101 Şuarâ sûresi, 26/89.

102 Beyyine sûresi, 98/8.

103 Bkz.: Müslim,sıfatü’l-kıyâme 25; İbn Mâce, mukaddime 13, 33.

152