Âyetin devamında Zât-ı Ulûhiyet, kendi azamet ve ululuğunu ifade adına bir örnek vermekte, وَاْلأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ“Kıyamet gününde arz, kabza-i tasarrufundadır.” buyurmaktadır. Yani sizin gözünüzde hacmi, cesameti ne olursa olsun, dünya, Cenâb-ı Hakk’ın kudreti açısından küçücük bir nokta, bir zerre gibidir. O’nun arz üzerindeki kudretinin ifade edilmesi, orada yaşayanlara, “O’nun kudret-i kâhire ve irade-i bâhiresi karşısında siz de iki büklüm olun, emir ve itaat dairesi içinde hareket edin!” mesajını vermektedir.
Âyetteki, وَالسَّمَاوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِه۪“Gökler âlemi de bükülmüş olarak kudret elinin içindedir.” ifadesiyle semavâtı bir kitap gibi düreceği, onu âdeta rulo hâline getireceği bildirilmektedir.
Âyetin fezlekesini teşkil eden, سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ise “O’nu (celle celâluhu) sebeplerden tenzih ve takdis ederiz. Zira Allah (celle celâluhu), başkalarının şirk koşageldikleri şeylerden münezzeh ve müberradır.” demektir.
Haşyetin Mârifet ve Vicdan Boyutu
Kâinattaki kudret ve azametin, başımızdan aşağı boşalan nimet ve lütufların ya sathî olarak veya derinden derine duyulup hissedilmesine göre Cenâb-ı Hakk’ı takdirin farklı dereceleri vardır.