Ancak şunu da ifade edelim ki, yaşadıkları hayat itibarıyla Hulefa-i Râşidin ile diğer sahabe-i kiram arasında ciddi bir benzerlik vardır. Zaten onlar arasında uyum olmayacak şekilde ciddi bir farklılık olsaydı, içinde yaşadıkları heyet-i umumiye bünyesi Hulefa-i Râşidin’i hazmedemezdi. Demek ki, Hulefa-i Râşidin’le, aşere-i mübeşşere arasında olsun, onlarla ilk safı teşkil edenler arasında olsun ve sırasıyla diğer sahabe-i kiram arasında olsun ciddi bir mânevî gen uyumu söz konusuydu. Bu uyum da temelde, Allah’la irtibata, O’nun Peygamberini kabule, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet’in emirlerini içe sindirmeye dayanıyordu.
Bu açıdan bakıldığında başta Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere daha sonra ona ittiba eden sahabe-i kiram efendilerimizin hayatlarını ciddi bir basiret içinde geçirdiklerini söyleyebiliriz. Öyle olmasaydı gerek Asr-ı Saadet’te gerekse Hulefa-i Râşidin’in hilâfetleri döneminde ortaya çıkan onca problemin üstesinden gelmek mümkün olmazdı.