demelidir. Deniz suyu içerek susuzluğunu gidermeye çalışan bir insan gibi, içtikçe içmelidir. Ayrıca o, bir taraftan derinlemesine mârifete yelken açarken diğer taraftan da şu mülâhazalardan hiç ayrılmamalıdır: “Eğer ben gerçekten duyulması gerekli olan şeyleri duysaydım; ‘Biliniz ki kalbler ancak Allah’ı anmakla huzur ve itminana kavuşur.’186 hakikatini idrak etseydim; ‘Ne mutlu iman edip de makbul ve güzel işler yapanlara! Eninde sonunda dönüp gidilecek güzel yurt onların olacak.’187 müjdesini rasat edebilseydim, Cenâb-ı Hak ile daha derin bir irtibata erecek, sürekli aşk u iştiyak nağmeleri seslendirecek, mü’minlere karşı tevazu kanatlarını yerlere kadar indirecek ve bütün mahlûkata engin bir şefkatle nazar edecektim. Demek ki ben hâlâ yerlerde sürüm sürümüm.”
Sığ Görün Derin Ol!
Zaten gerçek kulluk, fevkalâde yüksek gayretle fevkalâde tevazuu cem edebilmektir. Evet insan, bir taraftan öyle yukarılara çıkmalıdır ki, melekler ona baktıkları zaman, “Hayret! Cisim ve bedenden mürekkep bir varlık ama nasıl oluyor da meleklerle aynı ufku paylaşıyor veya onların önünde kanat çırpıyor!” demelidir. Ama aynı zamanda bu kişi kendisini hiçlerden hiç görebilmelidir. Ona, “İmzanı at!” dediklerinde hiç düşünmeden çok rahatlıkla “hiç” yazabilmelidir.