İçeriğe geç

Aslında taklit adına söylenen bu hususlar bizim neslimizi resmetmektedir. Çünkü hiçbirimiz bugün inandığımız hakikatlere, “öz beynimizi burnumuzdan kusarak” ulaşmadık. Hiçbirimiz geceleyin yataklarımızı terk edip delice koridorlarda dolaşıp Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) amcası Zeyd İbn Amr gibi, “Allahım seni istiyorum.”185 demedik. O’nu bulma adına delice bir takibe koyulmadık ve hep taklitle avunduk. Hele bir de bazıları kalkıp bizim Müslümanlığımızı alkışladı ve biz de kendimizi bir şey zannettiysek işte o zaman bütün bütün aldandık. Hatta bir kısım zavallılar alkış ve takdirler karşısında kendilerini popülizme saldı ve bunun sonucunda her yerde bir sürü mehdi zuhur etti. Asrımızda o kadar çok mehdi zuhur etti ki, “mehdi enflasyonu”nun yaşandığını söylesek mübalâğa etmiş olmayız. Evet kimileri, kendilerinin sıradan bir mü’min olup olmadığının dahi muhasebesini yaparken, bazıları da kendilerini bir hamlede insanlığı kurtaracak, bir nefhada Kayserleri, Kisraları yere serecek kahramanlar olarak gördüler. Gerçekte ise bunların her birisi Allah’ı hakkıyla tanımayan, Peygamberi (sallallâhu aleyhi ve sellem) bilmeyen, Râşid Halifelerden ve sahabe efendilerimizden habersiz yaşayan taklidin zavallı kullarıydı. Bunlar nerede olduklarını, düz yolda dahi nasıl yaya kaldıklarını bilmediklerinden ötürü, yol almaları da çok zordu.

Hâlbuki inanan bir gönül, Zât-ı Ulûhiyet’i bilme, mârifet ve muhabbet deryalarına yelken açma adına sürekli tefekkür ve tezekkürde bulunmalı ve hiç doyma bilmeden yoluna devam etmelidir. Kendisine sunulan mârifet kâseleri karşısında;

“ Bak şu gedânın hâline,
Bende olmuş zülfün teline,
Parmağım aşkın balına,
Bandıkça bandım, bir su ver!” (Gedâî)
228