İçeriğe geç

O dönemde, Kur’ân ve Sünnet ilimleri adına derin bir aşk u şevk vardı onlarda.. ve herkes yaptığı şeyleri bir ibadet neşvesi içinde yapıyordu ve bu anlayış dört-beş asır böyle devam etti. İmam Nevevî, çoluk çocuk maişeti kendini meşgul eder diye evlenmemiş ve hayatını bütünüyle ilme tahsis etmişti. Büyük âlim Serahsî, otuz ciltlik Mebsût’unu kuyu dibinde ve hafızasından talebelerine dikte ettirmişti.8 Hatta, onun hakkında şöyle latîf bir şey de naklederler:

Talebeleri bir gün, bu dev insana: “İmam Şafiî, üç yüz klasör hadisi ezbere biliyormuş.” derler. Bunun üzerine koca İmam: “Benim bildiğimin zekâtını biliyormuş.” karşılığında bulunur.9

İçlerindeki aşkla yoklukta varlık cilvesi gösteren bu dev insanların yazdıklarını sayfa sayfa saysanız, yani kitaplarının yapraklarını tek tek çevirseniz, -meselâ İbn Hacer’in eserlerini, İbn Cerir’in kitaplarını, Suyûtî, Fahreddin Râzî ve emsallerinin yazdıklarını- bir haftada bitiremezsiniz.

Yukarıda verdiğimiz isimler bir ölçüde son döneme ait. Sahabe ve hemen onlardan sonrasına döndüğümüzde, karşılaştığımız manzara ise özetle şöyledir:

4. Düşünce Ufkumuzu Aşan İlim İştiyakı

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) on yıl hizmetinde bulunan şerefli sahabi Enes İbn Mâlik’in azadlısı ve tâbiînin rabbânî, büyük imamlarından Muhammed İbn Sîrîn ve bir de kendisi gibi rabbânî, efendisi Hz. Enes’in adını taşıyan kardeşi Enes İbn Sîrîn… Bu zat diyor ki: “Kûfe’ye geldiğimde, Kûfe camilerinde hadis derslerine dört bin insanın devam ettiğini gördüm.”10 Bir şehrin camilerinde dört bin (4.000) talebe hadis okuyor. Aynı şekilde, Şam’da bin beş yüz (1500) insan Ebu’d-Derdâ’nın ilim halkasında.. Kûfe’de, Enes İbn Sîrîn’in verdiği bilgiye göre 400 de fakih vardı.11

432