İçeriğe geç

Meselâ, bunlardan biri olan Hansâ, başlı başına bir şiir üstadıydı. Cahiliye döneminde ölen kardeşi Sahr için söylediği mersiye, öylesine içtendir ki, bugün bile hâlâ gözlerimizi yaşartır. Bu kadın, gerçek beyan sultanı Allah Resûlü’ne öylesine bağlanmıştı ki, Kadisiye’de dört oğlu da, sinelerinden yedikleri mızraklarla arka arkaya şehit olurlarken, bulunduğu yerde bunu hissetmiş ve insanî yönleriyle bir taraftan kıvranırken, diğer yandan da: “Allahım, bana dört oğul vermiştin. Dördünü de Habîb’inin yolunda kurban ettim; Sana binlerce hamd olsun!”15 deyip iman, Kur’ân, İslâm ve Hazret-i Sahib-i Kur’ân’a mazhariyetin şükrünü eda etmişti.

Bu kadın, şiir ve söz söylemede de öylesine mahirdi ki, kâfirleri hicvedip İslâm’ı yücelttiği için Resûlullah’ın, kendisi hakkında: “Allahım, onu Ruhu’l-Kuds’le destekle!”16 diye dua buyuracağı Hassan b. Sabit’in, Cahiliye’de dört mısralık bir şiirinde sekiz yanlış bulmuş ve bir söz üstadı olduğunu ortaya koymuştu.

İşte böyle söz sultanı bir kadın bile, Kur’ân ve Allah Resûlü’nün nurlu sözleri karşısında şiir söylemeyi bırakmış, kendini O’nun söz zemzemesi içine salmıştı. Sadece o değil, o dönemin insanları büyük çoğunluğu itibarıyla söz ustalarıydı ve söz sultanlarıydı. Kur’ân-ı Kerim karşısında, hadis-i şerifler karşısında söz söylemeyi bırakmış, bütünüyle kendilerini Kur’ân’ı ve hadisi terennüme salıvermişlerdi. Bunlar ve bunlardan sonra gelenler, birer söz kimyageri, hadis kimyageri olarak Resûlullah’ın sözünü başka sözlerden çok rahat tefrik edebiliyorlardı.

6. Hafızada Dâhi İdiler

436