İçeriğe geç

Bu nasıl bir terbiyedir ki, hissetle mâlemâl olması beklenen bir köle, fevkalâde izzetli, onurlu ve bir muhasebe, murâkabe insanı olabiliyor!

Ve yine O’nun terbiyesi altında yetişenlerden Ukbe b. Nâfi, bir baştan bir başa Afrika’yı fethedip Atlas Okyanusu’na dayanınca, atı dizlerine kadar deniz içinde, yüzü semalarda ve duygularıyla ötelerin ötesinde Cenâb-ı Hakk’a karşı hislerini şöyle dile getiriyor: “Allahım, şu zulmet denizi karşıma çıkmasaydı, Senin aydınlık kaynağı ismini âfâk-ı âlemde gezdirecek ve denizler ötesi öbür dünyalara da götürecektim!”11

Abdülhak Hamid bu sözü alır der ki: “Bilmiyorum Ukbe b. Nâfi’nin bu sözü mü, yoksa semalarda duyulan ruhanîlerin sesi mi daha yüksekti?”12

Benim tevilim içinde, melekler de böyle bir arzuya dilbeste idi ve bunun için kıvranıp duruyorlardı. Ama Ukbe, bir başka Ukbe idi.. ve Ukbe, Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahle-i tedrisinde ders görmüş, O’nun terbiye ettiklerinden bir çıraktı…

O, insanları aklî, kalbî, ruhî, vicdanî bütün kuvveler ile ele almış.. bu duygulardan hiçbirini güdükleştirmemiş, aksine onları kamçılamış.. ve en kötü tiynetli, en kötü tabiatlı insanlardan, en muhteşem tabiata sahip insanlar çıkarmıştı. Yönlendirdiği bunca istidat ve kabiliyetlerde, bu kadar isabet kaydetmesi de ancak, O’nun peygamberliğiyle izah edilebilirdi; zira O’nun icraatında hiçbir falso görülmemiştir.

1 Cuma sûresi, 62/2.
34