İçeriğe geç

Efendimiz, peygamberlikle o muhitte zuhur edeceği ve muasırları, bu büyük ve muhteşem peygamberle tanışacağı âna kadar, elbette onların da aklî, kalbî, ruhî, vicdanî kuvveleri, güç ve istidatları vardı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) asla bu kuvveleri alıp güdükleştirmedi. Belki onları işlettirdi ve o müthiş kuvvelerin yerine çok daha müthiş güçler ve kuvvetler ikame etti. Bir büyük mütefekkirin dediği gibi, buna en güzel misal: “İslâm’dan evvel Ömer, İslâm’dan sonra Ömer!” İslâm’dan evvel Ömer, okkalı, azametli olmaya açık ve büyüklük yolunda bir insandı. Çocukluk döneminde, şununla-bununla yarışması, takışması, hatta, develerin boynunu büküp altına alması, onda ne türlü nüvelerin bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir. İslâm’dan sonraki Ömer ise karıncaya basmayan, çekirgeyi öldürmeyen ince ruhlu ve hassas bir insandır. Şefkat ve hassasiyeti o kadar geniş ve şümullüdür ki: “Fırat’tan geçerken bir koyun suya düşse ve boğulsa, Allah onun hesabını Ömer’den sorar.” der.9

İşte Ömer (radıyallâhu anh) ve onun gibiler, Allah Resûlü’nden aldıkları terbiye ile bu seviyede beşerüstü insanlar hâline gelmişlerdi. Evet, Allah Resûlü, vahşi, bedevi ve âdetlerinde mutaassıp o cemaatten -ki bu âdetler onların dem ve damarlarına karışmış durumdaydı- böyle insanlar çıkarıyordu.

30