İçeriğe geç

Ayrıca, Kehf sûresinde de aynı mânâyı ifade eden şu âyet vardır:

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُون َوَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا

“Sabah akşam, Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber olmaya sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek, gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma!”686

Allah Resûlü, tebliğ vazifesine başladığı andan itibaren, kendisine teslim olup, bağlanan nice kimseler vardı ki, bunlar fakirdi, yoksuldu. O günün kâfir düzeni içinde, fakirlik, yoksulluk da bir ayıp ve kusur kabul ediliyordu. Hâlbuki Allah Resûlü, öyle bir dinle gelmişti ki, o din, üstünlüğü sadece takvaya ve Allah’tan (celle celâluhu) korkmaya bağlıyordu.687 O dine göre, zenginin fakire karşı herhangi bir üstünlüğü söz konusu değildi.

Efendimiz, “Cennet dört insana müştaktır.” buyurmuşlardı.688 Bu dört insanın hepsi de fakirdi. Ammar fakirdi, Selman fakirdi, Mikdad fakirdi ve Hz. Ali (radıyallâhu anh) fakirdi. Herkes Cennet’e, Cennet de bu insanlara müştaktı. Sanki gelsinler diye, günleri iple çekiyor gibiydi. Onlar ki, kalbleri Allah’a (celle celâluhu) saygı ile dopdoluydu. Gece gündüz Rablerini anıyorlar ve hep O’nun huzurunda gibi yaşıyorlardı. Onları Allah Resûlü, yanından nasıl uzaklaştırırdı ki, Allah (celle celâluhu) onları yakınlığa göre programlamıştı.

Bir Nebi ki, Bilal’e (radıyallâhu anh) “Ey siyah kadının oğlu!” diyen Ebû Zerr’e (radıyallâhu anh) “Sende hâlâ cahiliye kalıntısı var.”689 demiş, onu azarlamış ve ona şu ölümsüz sözlerle nasihatte bulunmuştu:

543