İçeriğe geç
14. Bölüm

3. Tebliğ

Peygamberlerin üçüncü sıfatı tebliğdir. İsterseniz siz buna İslâm hakikatini anlatma veya “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” de diyebilirsiniz. Netice değişmez; peygamberliğe ait bu yüce sıfatı anlatmış olursunuz.

Tebliğ, her peygamberin varlık gayesidir. Tebliğ olmasaydı, peygamberlerin gönderilişi de mânâsız ve abes olurdu. Allah (celle celâluhu) insanlara olan lütuf ve keremini, peygamberlerle canlandırmış ve onların hayatlarıyla rahmâniyet ve rahîmiyetini tecellî ettirmiştir. Bunun diğer insanlara aksetmesi ise, ancak tebliğ ile olacaktır.

Nasıl ki, Allah (celle celâluhu) şu her gün bize tebessüm eden güneşi semamıza perçinlemekle bize, rahmâniyetinin bir cilvesini gösteriyor… O güneş ki, ısınacak şeyler için bir soba, pişecek şeyler için bir ocak ve rengârenk güzelliklerin çehresinde âdeta bir fırça vazifesi görmektedir. Aynen öyle de, peygamberân-ı izâm tıpkı güneş gibi Cenâb-ı Hakk’ın rahmâniyet ve rahîmiyetini gösterirler. Onlar ve bilhassa, hakkında وَمَۤا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ“Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.”168denilen Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanlar içinde Cenâb-ı Hakk’ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin temsilcisidir.. yani, O gelmeseydi ve diğer peygamberlerin davasını yenilemeseydi bizim Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine mazhariyetimiz hiç mi hiç söz konusu olmayacaktı. Çünkü cehaletin, küfrün ve dalâletin vahşi çöllerinde, hep kimsesiz, şaşkın ve hayret içinde kalacaktık.

İnsanlık vahşet içinde kıvranırken, Peygamberimiz ve O’nun soluklarında diğer peygamberlerin hayat veren nefeslerini duydu. O nefesleri duyuncadır ki kendini, bin bir baharın cilveleştiği bir Cennet bahçesinde buluverdi. Yoksa, vahşetten, kimsesizlikten çıldırıp ölecekti…

190