Tebük, ciddî bir savaş hazırlığı içinde gidilip de, savaş olmadan geriye dönülen, Bizans’a karşı girişilmiş bir sindirme harekâtı ve savaş buudlu bir tatbikattır. Tebük’e, ciddî bir savaş olacağı mülâhazasıyla çıkıldı. Onun için de Allah Resûlü, Müslümanları açıktan cihada davet etti ve bir umumî seferberlik havasıyla yola çıkıldı. Ancak, bu arada bazı kimseler gelip mazeret beyan etti ve Resûlullah’tan izin istediler. O da verdi. Bunlar, harbe izinli olarak iştirak etmeyeceklerdi. İşte Allah Resûlü’ne, görünüş itibarıyla ikaz mahiyetini taşıyan âyetlerden ikincisi de, bu münasebetle geldi. Âyet O’na şöyle diyordu: عَفَا اللّٰهُ عَنْكَ لِمَ أَذِنْتَ لَهُمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ“Hay Allah affedesi Nebi, doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce niçin onlara izin verdin?”657 mealiyle verdiğimiz âyetteki عَفَا اللّٰهُ عَنْكَ cümlesi ki “Allah seni affetsin!” şeklinde verilen bir karşılıkla bakıldığı zaman, işlenmiş bir günah hissini verebilir ki, bu meal oldukça kaba ve bir o kadar da dikkatsizcedir. Bu cümleyi kanaatimizce “Affolası!”, “Affa mazhar olası!” veya âyetin mealinde söylediğimiz gibi: “Hay Allah affedesi!” şeklinde Türkçe’ye çevirmek, Efendimiz’e karşı âyette dikkat olunan incelik ve nezakete daha uygundur.
Evvelâ, Cenâb-ı Hakk’ın, âyete böyle bir cümleyle başlaması, tamamen O’nun gönlünü almak içindir. Saniyen, ikaz edici görünen cümle daha sonraya bırakılmış.. böylece, her tarafından tebessüm gülleri açan bir hitapla söze başlanmıştır. Birçok müfessir ve dil üstadı bu âyeti Allah’ın Efendimiz’e bir iltifatı olarak anlamışlardır.658