Unutma ise, kalemin günah yazmadığı bir durumdur. Allah Resûlü bu hususta şöyle buyurur: رُفِعَ عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأُ وَالنِّسْيَانُ وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ“Şu üç şeyden kalem kaldırılmıştır. Unutma, hata ve bir de zorlanma.”561 Zaten, Kur’ân da bize, bu gibi durumlarda, işlediklerimizden af dilemeyi talim edip öğretmiyor mu? Âyet şöyle demektedir: رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَۤا إِنْ نَسِينَۤا أَوْ أَخْطَأْنَا“Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma.”562 Bu dua, her gece yatmadan evvel vird-i zebanımız değil mi?
Hz. Âdem (aleyhisselâm), unutmuş, hata ile o memnû, meyveye dokunmuş, kadının zorlaması da, buna yardımcı olmuştu. Yukarıdaki hadise göre, bu durum, kalemin kaldırılıp, günahın yazılmadığı nisyan anında vuku bulmuşsa ki, öyle olmuştur. O zaman, Hz. Âdem’in (aleyhisselâm) günaha girmiş olduğuna nasıl hükmedeceksiniz.
Sıradan insanlar bile, Allah’ın zulüm dediği, isyan dediği şeylerden ictinap ederken, Allah’ın (celle celâluhu) seçip peygamber kıldığı seçkinlerin içtinap etmemesi düşünülemez. Aksini söylemek büyük gaflettir. Hatta, büyüklerimiz, yukarıdaki âyeti, bu mülâhaza ile okumayı doğru bulmamışlardır. Bir insan, tefsir sadedinde وَعَصَۤى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى âyetini563 okuyup, mânâsını söyleyebilir. Fakat belli bir gayeye matuf olmadan, fantezi olsun diye ve su-i tefehhümlere sermaye verecek şekilde onu tekrar etmek mahzurludur. Çünkü Hz. Âdem (aleyhisselâm), bir peygamberdir. Zaten bir peygamber hakkında, sıradan bir insandan bahsediyor gibi bahsetmek doğru değildir.
Ayrıca, Kur’ân’ın onlar hakkındaki üslûbu, onların davranışları açısından değil Allah’la münasebetleri ve kurbetleri zaviyesindendir ki, eskiler bunu: حَسَنَاتُ الْأَبْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ “Ebrara ait iyilikler, mukarrabîne göre kötülük sayılır.”564 şeklinde ifade ederlerdi.