İçeriğe geç

Evet, O, müstesna bir insandı. Allah’ın (celle celâluhu), O’nunla müstesna bir kuşakta bir diyaloğu, bir konuşması vardı. Allah (celle celâluhu) vahyediyor, O da bu ilâhî mesajı alıp tebliğde bulunuyordu. O’nun bu hususiyetini emniyetini, ismetini, Cenâb-ı Hak, devamlı korudu. Bir borç, bir hak, bir vecibe ve en azından bir vefa borcu olarak bizim de korumamız icap eder. Gösterdiğimiz heyecan ve tahâlükün ana sebebi budur. Günümüzde, O kâmet-i bâlâyı herhangi bir insan gibi değerlendirip, tenkit masasına yatırmak isteyen haricî ve dahilî, gizli ve açık bir sürü ne idüğü belirsiz insan var.. O’nun ismet ve iffetini, kendi namus ve şerefimizden daha üstün bilerek, korunması, müdafaa edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Ancak, gücümüzün sınırlı olduğunu da biliyoruz. Evet, dünden bugüne O’nun etrafında kıyametler koparmaya çalışan her din ve iman düşmanıyla, bilerek veya bilmeyerek onlara maşalık yapanlarla, her seviyede cedelleşmeye imkânlarımız yeterli değil. Değil, çünkü onlar, tahrip yapıyor, biz ise tamir; onlar korkunç dünya medya gücünü kullanıyor; biz ise bu mini neşir vasıtalarını.. ancak ilim ve akıl planında, onlar her zaman ve devirde mağlup düştükleri gibi, bundan sonra da aynı kaderi yaşamaya devam edeceklerdir. Zira yaptıkları, güneşi balçıkla sıvamaktan farksızdır. Gerçi, onların her istifhamına teker teker cevap veremiyoruz… Aslında bu şart da değil. Büyüklerimiz, bu gibi durumları çok güzel vecizelendirmiş ve şöyle demişlerdir: “Her havlayana bir taş atsam, yeryüzünde taş kalmazdı.” Biz de, aynı şeyi bir kere daha tekrar ederiz.

Burada önemli bir hususu daha hatırlatmadan edemeyeceğim. Aslında arz edeceğim konu da yine bir “müşir” lambası ve bir ibre gibi tirtir titreyerek O’nu göstermektedir.

535