İçeriğe geç

Müslümanlığı yeni duyan bir ferdin, her şeyden önce Cenab-ı Hakk’ın ulûhiyetine ve rubûbiyetine dair bir talim ve terbiyeye ihtiyacı vardır. O dakikaya kadar çok muhtaç olduğu hâlde bir türlü bulamadığı, bilemediği ve inanamadığı Allah’ı (celle celâluhu), yine O’nun tarifi içinde o kişiye anlatma lüzumu vardır. Zira insan olan insanın, her türlü anlayışı bir kenara bırakarak, Allah’ın Kendisine inanılmasını istediği gibi inanma anlayışına ulaşması fevkalâde önemlidir. Bunun için de ulûhiyet hakikatini anlatan kimselerin dinin usûl ve esaslarına ait ne kadar eser yazılmışsa bunları inceden inceye tetkik etmeleri gerekir. Daha sonra, bu mevzuda bize müjde ile gelen ve büyük haberler getiren Muhbir-i Sâdık Hazret-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) çok iyi bilinmesi elzemdir. Zira O, bizim ruh âlemimizin ve kalb dünyamızın gıdasıdır. Bedenimiz yemek ve içmekle hayatiyetini sürdürdüğü ve ayakta durduğu gibi, ruhumuz ve kalbî hayatımız da ancak bu gıdaları aldığı zaman ayakta durur ve hayatiyetini devam ettirir.

İşte inancını en iyi şekilde besleyen insanın, daha sonra da bunları, “elif-be”yi anlatma rahatlığı içinde o muhtaç gönüllere ulaştırması hayatî bir önem taşımaktadır. Bir dinsizin, dinsizliğin formüllerini, dinsizliğe ait mevzuları peynir ekmek yeme rahatlığı içinde herkese anlattığı gibi, asrımızda Müslümanlar olarak kendi meselelerimizi cihana öyle rahatlıkla anlatabilecek hâle gelme mecburiyetindeyiz. Ama ne acıdır ki, biz kendi meselelerimize karşı bütün bütün yabancıyız. Öyle ki âdeta gazetelerde yazılıp çizilen ve günün meselesi olarak piyasaya sürülen aktüel meselelerden başka bir şey bilmiyoruz.

62