İçeriğe geç

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, totemcilik ve putperestlik sadece eskiden yaşanmış bir şey değildir; her dönemde sırat-ı müstakimden ayrılan fertler, totemin kucağına düşmüşlerdir. Aslında, Allah’ın (celle celâluhu) azamet ve kibriyası başkalarına verildiği an, Allah’ın yerine başkaları gönüllere taht kuruvermiştir. Evet, Allah’tan yüz çevirerek, “Ey falan veli, benim şu arzumu yerine getir.” diyen şaşkın insan, ne dediğinin farkında değildir. Ancak bir insanın, büyük bir insana dehalet ederek, “Allah’ım, benim Sana kaldıracak liyakatta ellerim yoktur. Onun kalkan ellerinin gölgesi altında arzumu Sana takdim ediyorum.” demesinde de bir mahzur yoktur. Vâkıa, bu da tevazu ve hakkı teslimin, Hak katında bir insanın makbuliyetini kabulün ifadesidir. Bu iki meseleyi birbirine karıştırmamak gerekir.

Evet, İslâm dininde dahi bazen vahdetten kesrete doğru bir gidiş olmuştur. Bu durum, üç asırdan beri de devam etmektedir. Gelecek nesil –inşâallah– bu totemleri siler ve yeniden Mâbud-u Mutlak düşüncesini gönüllere hâkim kılar. Tarihî maddeciliğin bu tarz ifadeleriyle dolu bulunan dinler tarihi, hilâf-i vâki beyanda bulunmakta ve en hafif ifadeyle yalan söylemektedir. Beşerin ilmi geliştikçe, mâbudun tek olması onun için en makul ve en mantıkî mesele olmuştur. Her geçen gün çeşitli ilmî kanun ve kıstaslarla her şeyin “Bir”e gittiği, “Bir”de çözüldüğü, açık bir şekilde daha iyi görülmektedir. Fizik, kimya ve astronominin bayrağının dalgalanacağı en son ufuk, Allah’ın (celle celâluhu) “Bir”lendiği ufuk olacaktır. Keza beşerin en son varacağı ufuk da “Lâ ilâhe illallah” ufku olacaktır.

Her şeyin en doğrusunu Allah (celle celâluhu) bilir.

60 Bakara sûresi, 2/156.

88