Bazı dinler, bir dejenerasyona, daha doğrusu bir deformasyona tâbi tutulduktan sonra, dehrin hâdiseleri içinde esas fonksiyonunu kaybetmiştir. Mesela, bazı Hıristiyanlar; Meryem, İsa, Vacibü’l-Vücud olmak üzere üç adet mâbud vardır diyorlar. Burada vahdetten kesrete doğru gidildiği açıktır. Yani iddia edildiği gibi evvela çok tanrılar varmış da sonra mesele gelmiş vahdete dayanmış değildir. Homeros dünyanın en büyük profesyonel yalancısıdır. O, Atina’nın ilâhlarına dair hikâyeler yazmış, bu ilâhları beşer gibi birbiriyle boğuşturmuş, kadını kaprisli, erkeği hırslı resmedip birbirine düşürmüş ve aralarına aşk-meşk maceraları sokmuştur.
Kadim Yunan’da Zeus isminde birisi yaşamıştır. Belki bu kimse, Hakk’ın makbul ve muteber kullarından bir zattır. Bizdeki ehlullah gibi kendisinden harikulâde şeyler zuhur etmiş ve insanlar da onu Rabbânî, yani Cenab-ı Hakk’ın (celle celâluhu) gördürmesiyle gören, işittirmesiyle işiten, konuşturmasıyla konuşan bir insan görmüştür. Derken meseleler değişikliklere uğraya uğraya doğrudan doğruya Zeus, milletin efkârında Mâbud-u Mutlak yerine taht kuruvermiş ve ilâhlar ilâhı olmuştur. Afrodit de böyledir. Hıristiyanlık nazarında Hazreti Mesih (aleyhisselâm) nasıl ilâh olduysa, dehrin hâdiseleri yonta yonta nasıl onu o şekle irca ettiyse o da böyle olmuştur.