Her şeyden önce Hazreti Musa’yı (aleyhisselâm) kendi derinliğiyle tanımak lazım. Gecesi, gündüzü ibadetle geçen bir insan, yan gelip ayağını uzatarak yatmaz. Hele böyle bir mevzuda asla bahse girmez.
Firavuna gelince, esasen o, Allah’ı inkâr eden mütemerridin tekidir. Allah’a dua etseydi, inanmış olacaktı. Hâlbuki o, son dakikasına kadar temerrüt etti; bir kere “Allah” demedi. Zaten Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) bütün davası ona “Allah” dedirtmekti. O, dua etmiş olsaydı, bunu bilen Allah (celle celâluhu), Hazreti Musa’ya bunu haber verecek, tebliğinin hedefine ulaştığını bildirecekti. Bilakis o, suda boğulup, canı gırtlağına geleceği ve fizik ötesi âlemi göreceği âna kadar inanmadı. Tam gideceği yeri gördüğü anda “inandım” dedi.. dedi ama onu da yanlış söyledi. “İman ettim; İsrailoğullarının inandığı ilâhtan başka tanrı yokmuş. Ben de Müslümanlardanım.”74 dedi. O, bu son demde bile Hazreti Musa (aleyhisselâm) ve Hazreti Harun’un (aleyhisselâm) telkin ettiği yegane ilâha değil, İsrailoğullarının ilâhına inandığını söylemişti.
Netice olarak, yukarıda sadece bazı hususiyetlerinden bahsettiğimiz Hazreti Musa gibi bir peygamberini Allah, kat’iyen Firavun karşısında zor durumda bırakmaz. Anlatılan bu tür gerçeklere ters hâdiseleri kitaplardan çıkarmak lazım. Belki bir gün onu da beklenen yeni nesil yapar.
71 Kasas sûresi, 28/16.
72 A’raf sûresi, 7/143.
73 Buhârî, husûmât 1, enbiyâ 31, rikak 43, tevhîd 31; Müslim, fezâil 157.
74 Yûnus sûresi, 10/90.