İçeriğe geç

Evet, yukarıda da söylendiği gibi Hazreti Musa (aleyhisselâm), ulü’l-azm peygamberlerdendir. Her Peygamber, Cenab-ı Hakk’ın özel bir tecellisidir ve onlar esmâ-i ilâhiyenin gölgesinin gölgesi değil, mazhar-ı tâmmı, ısmarlama gelmiş insanlardır. Dahası, ismet hususiyetleriyle Allah (celle celâluhu) onları hep korumuştur. Hazreti Musa, Kelîmullah’tır, Allah’la açıktan açığa, vicahi olarak konuşan bir insandır. Ve nebiler arasında naz makamını temsil edenlerden sayılır. O kadar ilâhî iltifata mazhar olmuştur ki, رَبِّ أَرِنِۤي أَنْظُرْ إِلَيْكَ“Rabbim! Görün bana, bakayım Sana.”72 demiştir. Ondan başka hiçbir nebi bunu söylememiştir. Bu itibarla Allah’ın kendisiyle vicahi olarak konuştuğu Kelîmullah, asla Firavun’la bahse girmez. Zira bu, bir laubalilik ifadesidir ve laubalilik ise bir peygamber için kat’iyen söz konusu olamaz.

Üçüncüsü, nebi gecesi ve gündüzünde Allah huzurunda kıyamda, ümmetinin kafasına, kalbine bir şey ifâza etmek (feyz vermek) için çırpınan insan demektir. O, sırat-ı müstakimden ayrılan İsrailoğullarının zararını azaltmak ve onlar arasından kıymetli bir şeyler çıkarabilme cehdinde Tîh sahrası ile Tur arasında hep mekik dokumuş kâmil bir şahsiyettir.

Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) büyüklüğü, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından şu şekilde ortaya konur: Bir gün aralarında çıkan bir tartışmadan ötürü Yahudinin biri Hazreti Musa’nın daha faziletli olduğunu söyleyince Hazreti Ebû Bekir ona bir tokat atar. Yahudi de durumu Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) şikayet eder. Allah Resûlü: “Beni Hazreti Musa’dan üstün tutmayın! Çünkü sûra üflenip herkes bayıldığında ben ilk kalkan olacağım. Ayılınca Hazreti Musa’yı Arş’ın bir ucundan tutmuş göreceğim. Bilemiyorum, o, bayılıp hemen ayılanlardan mı, yoksa Allah’ın istisna ettiklerinden midir?”73 buyurur. İhtimal, Tur’daki bayılması onun için yeterli olmuştu.

117