İçeriğe geç

Bu seviyeye ulaşan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Miraç’a çıkmış, fakat diğergâmlık duygusu içinde, orada da dua dua ümmetini dilemiş ve yine ümmeti için geriye dönmüştür. Abdülkuddüs Hazretleri, “Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) öyle bir makama yükseldi ki, orada huriler ve melekler Kendisine perdedarlık yaptılar. Allah’a yemin ederim ki, ben o makama ulaşsaydım geriye dönmezdim.” demek suretiyle veli ile nebi arasındaki bu büyük mesafeyi anlatır. Veli, talebine ulaşmak için durmadan gider ama çok yol katedemez; çünkü o, kaplumbağa ayağı ile yürür. Nebi ise rakamlara sığmayan mesafeleri kateder ve gözünün kestiği yere adımını atar, zirveler üstü zirvelere yükselir. Şefkatle gider, re’fetle seyahatini tamamlar, rahmetle yeniden ümmetinin içine döner. Sanki O’nun seyahati Kendinden yine Kendinedir. Nizamî’nin ifadesiyle, Efendimiz, o son noktada, Kendi nurunu görmüştür. İşte bu noktada, hitab-ı izzete erilir ki, Süleyman Çelebi de Efendimiz’in içinde bulunduğu o hâli, “Ne mekân var anda, ne arz u sema.” şeklinde ifade eder. Veli de arşiyesini yaparken yani terakki ederken bir seviyede bunu hissedebilir. Nesimî, hissettiklerini şöyle dile getirir:

“ Mekânım lâ-mekân oldu,
Bu cismim cümle cân oldu;
Nazar-ı Hak ayân oldu,
Özüm mest-i likâ gördüm.
Bana Hak’tan nidâ geldi:
Gel ey âşık ki, mahremsin;
Bura mahrem makamıdır,
Seni ehl-i vefâ gördüm…”
146