İnsan, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı böyle bir imtihanda az çok bir şeyler diyebilir. (Ben ölçü olmayayım, kimsenin hissine de tercüman olmaya çalışmayayım. Ancak ben kendi mukteza-i beşeriyetimi anlatıyorum.) Bununla birlikte gerçekten O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) sevgisinin ne demek olduğunu bilenler vardır. Fakat Vacibu’l-Vücud’a karşı burnunun kemiklerini sızlatacak, iliklerinde inilti meydana getirecek şekilde –çok az zaman müstesna– bu sevginin ne demek olduğunu ben müdrik değilim. Onun için ben çok defa Hasan Şâzilî ve Ahmed Rifaî Hazretlerinin münacaatlarında çok duyduğumuz gibi, “Şu yaşa geldim. Hâlâ Senin huzuruna bir kapı ve menfez açılmadı. Vicdanımda Seni bilemedim ve tanıyamadım.” diyorum. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri yetmiş yaşları civarında vefat ederken bu ufku iki sene yaşadığından bahseder. Bu derinliği ve O’nunla sağlam bir münasebet tesis etmeyi bilemediğim için bu mevzuda bir şey söylemeyeceğim. Zira mevcudiyetine ve huzurunda bulunduğumuza inandığım Allah (celle celâluhu) karşısında hiç olmazsa şu dakikada su-i edepte bulunmak istemiyorum.
80 Buhârî, eymân 9; Müslim, birr 138, cennet 48.
81 Buhârî, bed’ü’l-halk 6, edeb 41, tevhid 33; Müslim, birr 157.