İçeriğe geç

Bu iki bahtsız kadın gibi, böyle tertemiz bir atmosferde neş’et etmiş nice kimseler vardır ki, içinde geliştikleri iklimin esintilerini duyamamış, Cennet’in âsûde yamaçları gibi sımsıcak bir ortamda hep Cehennem duygularıyla yaşamış; imanî duyguların fışkırdığı bir zeminde küfürden hıyanete koşmuş, nankörlük-ihanet arası gidip gelmiş ve peygamberlere karşı –eşleri bile olsalar– kâfirlerin yanlarında yerlerini almış, Allah’ın nurunu söndürmeye çalışmışlardır. Dolayısıyla da bilkuvve, bilimkân nail oldukları nimetlerin kıymetini takdir edemeyip kazanma kuşağında kaybetmiş, mutasavver kârlarını zarara çevirmiş ve acınacak hâlde bulunmalarına rağmen acıma istihkakından da mahrum kalmışlardır.

Daha doğrusu “kurbet” ufkunda “bu’d”un zulmetlerini yaşamış ve güneşlerin kol gezdiği iklimlerde gidip karadeliklere takılmışlardır.

(رَبَّنَۤا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ) اٰم۪ينَ يَا مُع۪ينُ
345