İçeriğe geç
وَمَۤا أَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُو عَنْ كَث۪يرٍ

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.”

(Şûrâ sûresi, 42/30)

Başımıza gelen her bir musibetin işlediğimiz bir günaha ceza olabileceği şer’î mantığa münafi değildir. Ne var ki eğer her işlediğimiz günahtan ötürü mutlaka cezalandırılsaydık, başımız hiçbir zaman musibetlerden kurtulamazdı. Otururken, konuşurken, gezerken, O’nun rızası dairesinde olmayan hemen her hareketimizden ötürü cezalandırılır ve kat’iyen belimizi doğrultamazdık. Bu demektir ki, rahmeti gazabına sebkat etmiş olan1 Yüce Allah (celle celâluhu), çoğu günahlarımızı affetmekte ve bizi kim bilir günde kaç defa bağışlamakta. Aslında bu âyetin fezlekesi de işte bunu anlatmaktadır. وَيَعْفُو عَنْ كَث۪يرٍۘ“Allah çoğunu affeder.”

Aslında insanın, başına gelen musibetleri bütünüyle kendinden bilmesi, Kur’ân’ın emridir. Aksine bir düşünce, insanı dışarıda suçlu aramaya sevk eder.. ve böyle biri hiçbir zaman hakikî suçluyu bulamaz ve suizan günahından kurtulamaz. Evet, Kur’ân, suçluyu aramada bize bir ölçü veriyor: Suçlu başkası değil, o bizim nefsimizdir. Diyelim ki dikkatsizlik neticesi bardağa vuruyoruz, o da kırılıyor ve içindeki çay dökülüp ayağımızı yakıyor. Böyle bir durumda öfkelenip: “Kim koydu bu bardağı buraya!” diyerek suçlu arama yerine, içimize dönmeli ve “Ey Rabbim, kâinat ve hâdiselerde tesadüf yoktur. İhtimal bu benim gafletime, isyanıma karşılık verilen bir cezadır. Günahlarımı affet.” demeli, başkalarını tecrim etmemeliyiz. Aksi takdirde, dışta suçlu aramaya kalkarsakفَلَا تُزَكُّۤوا أَنْفُسَكُمْ“Nefislerinizi temize çıkarmayın.”2 âyetine ters, hem de başkaları hakkında suizan ederek اِجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّ“Zannın çoğundan kaçının.”3 hükümlerine muhalif hareket etmiş olur ve kaybederiz.

305