وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ“Hoşnut olacağın salih ameller yapmaya muvaffak kıl.” Bu âyete, enbiyâ-i izamın akıbetinden emin olması zaviyesinden bakmalı. Evet, onlar Allah’tan çok korkarlar ama rahmet-i ilâhiye ile korunmaları mevzuunda da emindirler. Veya o, Allah’ın bildirmesi ve göstermesi neticesi böyle demiş olabilir. Aslında Hz. Süleyman, Allah’ın hoşnutluğunun, rızasının salih amele bağlı olduğunu ifade ederek bir duada bulunmuş. Evet o, imkânâtı vukuat yerine koyarak, salih amelin genellikle salih amel doğuracağını hesaba katmış ve dua etmiş. Evet bazen salih amel gibi gözüken şeyler vardır ki, sahibini makam-ı rızaya ulaştırmaz ve ulaştıramaz.
Hâsılı, Süleyman (aleyhisselâm), Allah’ın onun emrine musahhar kıldığı geniş dairenin en uç noktalarından biri sayılan karıncalar vadisinde, mazhariyeti adına duyup işittikleri karşısında tali’ine tebessümler yağdırmış ve: “Rabbim, bana ve ebeveynime lütfettiğin bu nimetlerinin şükrünü hakkıyla eda edebilmem ve koruyabilmem için maddî-mânevî nimetlerini üzerimden eksik etme.. Seni hoşnut edeceğim amelleri yapmamda da.. ve rahmetinle beni salih kulların arasına al!” demek suretiyle Seyyidina Hz. Yusuf, dünyevî ve uhrevî mazhariyetlerin zirvesini tuttuğu bir anda, likâullah arzusuyla gerilip buud değiştirmeye talip olduğu gibi, o da peygamberliğini, insanlardan karıncalara her şeyin emrine musahhar olmasıyla taçlandırdığı bir dakikada, bütün benliğiyle Allah’a (celle celâluhu) yönelmiş, vesileyi, en câmi kulluk ifadesi sayılan şükür ve Hakk’ın hoşnut olacağı diğer salih amellerle, neticeyi de, Hak rahmetiyle salih kulları içinde likâya yürüme talebiyle ortaya koymuştur.
Eğer salih amel, Hak emrettiği için yapılan, içinde Hak mülâhazasından başka bir şey bulunmayan ve neticesi de öteler ötesine bırakılan amelse, onu, Hz. Yusuf da, Hz. Süleyman da isteyecekti ve istediler de…