İçeriğe geç

Ruhu ve sırrıyla gitmeyip yerinde kaldı mı, kalmadı mı?.. o ölçüde bir müşahid olmadan bir şey söylemek çok zor…

Günümüzdeki durumun da ondan daha farklı olacağı kanaatinde değilim. Ancak Allah’ın lütfunun enginliğine güveniyoruz. Kim bilir, belki de, inanan insanların yürekler acısı hâli, öyle bir saygısızlığa maruz kalan Kâbe intizarından kaynaklanmaktadır..!

2. İnsan, İslâmiyet’i ferdî olarak yaşayabilir ve şahsına ait mükellefiyetleri bakımından bunda muvaffak da olabilir, ancak, umumî mânâda Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarına mazhariyet ve bu mazhariyeti kâmil mânâda temsil, ancak ve ancak cemaatle mümkündür. İşte Kâbe böyle bir cemaatleşmenin kayyimi ve koruyucusu durumundadır. Milyonlarca insanın ona yönelerek namaz kılmasından alın da, hac ve umrede yine milyonlarca insanın onun harîminde bir araya gelip onun etrafında kenetleşmesine kadar, pek çok vesile ve vasıta, inanan insanlardaki cemaat şuurunu pekiştirmekte ve sürekliliğini de temin etmektedir. Burada haccın evrensel bir kongre olma esprisini de unutmamak gerekir. Evet, lâyıkıyla eda edilen bir hac, aynı zamanda bütün Müslümanlarca yapılmış dünya çapında bir kongredir. Şuurunda olunabilse, İslâm âlemine ait problemlere bu vesile ile bir kısım çareler bulmak mümkün olacaktır. Bugün hac bu fonksiyonunu eda edemiyorsa, kusur Müslümanlardaki şuur eksikliğindendir. Yoksa hacda, her zaman böyle bir potansiyel güç mevcuttur. Görüldüğü gibi Kâbe, bu vasfı itibarıyla da her zaman insanlar için bir kıyam ve onları ayakta tutan bir güç kaynağı durumunda.

109