Hz. İsa’nın (aleyhisselâm) materyalist bir topluma uyguladığı ıslah hareketi, aynı zamanda kendisinden sonra gelecek olan ve müjdesini de bizzat kendisinin verdiği “İnsanlığın İftihar Tablosu”na giden yolları da açmıştır. Ancak, başta da ifade ettiğimiz gibi onun daha sonraki müntesipleri, Yahudi ifratına karşı tefrite düşerek, bütün bütün fiziği de maddeyi de inkâr etmişlerdi. Yukarıdaki Fetih sûresinin en sonunda yer alan uzunca âyet, bu mevzua ışık tutmaktadır. Burada o âyetle alâkalı birkaç hakikati arz etmek istiyorum:
Âyet, مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ diye başlamaktadır. Âyetin başındaki bu ifade ile, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) risaleti vurgulanmış ve değişik yerlerde geniş olarak bu hakikat ifade edildiği için de, icmalen geçilmiştir. Bu âyette, daha ziyade Kur’ân, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) etrafındaki insanlara dikkat çekmekte ve değişik evsaf ve kategoriler hâlinde, birbirinden farklı maddeye ve mânâya bakan yanları ile onları nazara vermektedir. مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ önemli ve hayâtî bir gerçektir. Bunun için Sâdî, –Üstad’ın da Mektubat’ta ifade ettiği gibi– “Muhammedun Resûlullah demeden râh-ı selâmet muhaldir.” der. Necip Fazıl da bu hakikati ifade adına, Pascal’ı koştura koştura rıhtıma kadar getirir; ancak “Muhammedün Resûlullah” demediği için gemiyi kaçırdığını söyler. Evet, bu mânâda Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) rasat noktasına ulaşmayanın sahil-i selâmete ulaşması zordur.
Şimdi tekrar âyetin mevzumuzla alâkalı yönüne dönelim: