İçeriğe geç

Yeri gelmiş iken, istidradî olarak bir hususu daha arz etmek istiyorum: İnsan kendi nefsi hakkında ye’se düşmeme kaydıyla daima sorgulayıcı olmalıdır. Hep “Yaptığım ibadetler, kıldığım şu namazlar ya ahirette benim suratıma paçavra gibi çarpılırsa!” endişesini taşımalı; taşımalı ama bunu başkaları hakkında değil, sadece kendi nefsi için düşünmeli. Aksi takdirde suizanna girer ve apaçık bir haramı irtikâp etmiş olur. Evet, çok tekrar ettiğimiz bir vecizeyi bir kere daha hatırlatalım: İnsan her zaman kendi hakkında bir savcı, başkaları hakkında da bir avukat gibi davranmalıdır.. evet o, nefsi adına en küçük inhirafları bile yılan-çıyan gibi görmeli ve başkalarının büyük hataları karşısında da şefkatli bir anne gibi davranmalı, suçluyu uyarmaya çalışırken dahi hep gönlünün diliyle konuşmalıdır. Aslında Kur’ân’ın üslûbu da budur. Onun içindir ki Allah (celle celâluhu), اُتْلُ مَۤا أُوۧحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلٰوةَ“Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl.”2 diyerek her düşünce, her tavır ve her davranışımızda bizi Kur’ân’ın rehberliğine çağırmaktadır.

272