Evet, yol bir olunca kalb de bir oluyor; değişik yollara düşenler, düşünce, tasavvur ve kalbî hayatlarında da dağınıklıktan kurtulamayacaklardır. Gerisi yine âyetin ifadesiyle, “ağızla söylenilen” mücerret sözlerden ibarettir. Bir kimse, hem Müslümanım diyecek, hem de inkârcı bir tavır sergileyerek dine hakaret edecek, kitaba sövecek, peygambere dil uzatacak…! Bu apaçık bir ikiyüzlülük, bir nifak ve şikaktır.
Hâsılı hiç kimse iki kalb ve iki vicdan taşımamaktadır. İhtiva ettiği nokta-i istinat ve nokta-i istimdat derinlikleriyle kalb birdir ve o, Allah’ın birliğine enfüsî en güçlü bir şahittir. Merkezî bu kalb, şöyle-böyle “ana” dedikleriniz de sizin öz analarınız değildir.. tabiî sizin sulbünüzden gelmeyen çocuklar da sizin evlâtlarınız olamaz. Bu üç meselede de, hakikatin kendine ters bir hâl alması, hilâf-ı vâkıa sayılması ve bedîhî bir tenakuza düşülmesi söz konusudur. Allah (celle celâluhu) vâkıa uygun olanı söylemekte ve sizi vicdanınızla hâricî vücut nokta-i nazarından mutabakata çağırmaktadır.