Ancak, bütün bunların üzerinde kesilip biçildiği bir şart-ı âdi vardır. O da insanın iradesi yani bir şey yapma veya yapmamaya karar verme duygusudur. Esasen insanın kendisini vicdanen hür kabul etmesi de bunu gösterir. Dolayısıyla da vicdanen kendisini mesul sayar. Evet, irade, yapılan şeylere temel taşı vazifesi görmektedir. Cenâb-ı Hak yaratacağı her şeyi bu temel üzerinde yaratmaktadır.
Meselâ, diyelim ki siz, şu eğri dünya düzenini değiştirmek istiyorsunuz. Onu değiştirme istikametinde, vicdanınızda mevcudiyetini duyduğunuz iradenizi bir yere kadar kullandınız, servet ve sâmânınızı o istikamette harcadınız. Her şeyinizi o yolda sarf ettiniz ve sizi hedefe ulaştıracak bütün yolları denediniz, öyle ki dizinizin dermanı kesildi ve imkânlarınızın dibi göründü.. ve daha bunlar gibi bir sürü esbabı kurcaladınız.. yani iradeden beklenen her şeyi ortaya koydunuz. İşte o zaman Cenâb-ı Hakk’ın irade ve meşîeti imdadınıza yetişecek ve size arzu ettiğiniz imkânları bahşedecektir. Evet, sizin o mahiyeti meçhul iradenize daha nice büyük neticeler lütfedecektir. Bu ilâhî bir kanundur ve asla değişmeyecektir.