O’dur ki, bir zaman Ömer’in içine Allah Resûlü’nü öldürme duygusunu vermiş sonra da onu yola salıvermiştir ve dıştan dalâlete gidiş gibi görünen bu yolculuk Hz. Ömer’i hidayetin kucağına çekmiştir.63
Ve yine O’dur ki, Mekke’ye kadar gelip hidayet arayan A’şâ gibi güçlü bir şaire içkiyi perde yapmış ve onu dalâlette bırakmıştır.64 Aslında böyle yüzlerce, binlerce hâdise müşâhede eden bir insanın, hidayet ve dalâletin Allah’ın elinde olduğunu itiraftan başka yapacağı bir şey kalır mı? Evet, hidayet de dalâlet de Allah’ın elindedir.
Bütün bunları kabulle beraber, O, bizim mahiyetimize, mahiyeti meçhul bir irade koymuştur. Çünkü O’nun icraatında abesiyet yoktur. Bu mahiyeti meçhul iradenin üzerine, O, bizim geçmiş ve geleceğe ait bütün yapacaklarımızı ve yaptıklarımızı bina etmiştir ve etmektedir. Ayrıca, bu binanın planını da daha insan yaratılmadan yapmış ve bu planı Levh-i Mahfuz’a kaydetmiştir. Öyle ise bize düşen O’ndan hidayet talep etmektir. Çünkü O, yukarıda zikrettiğimiz âyette de denildiği gibi, Allah kimin hidayetini murad buyurursa onun kalbine inşirah verir, onun gönlünü İslâmiyet’e ısındırır ve hakikatin tatlı yüzü ona olduğu gibi görünür. Görünür de hakikate karşı hâhişkârlık duyar. Allah kimin de dalâletini murad buyurmuşsa, onun kalbini daracık ve sımsıkı kılıverir. Artık o, İslâmî hiçbir teklife evet diyemez. Nasihatten, aslandan kaçan yaban eşekleri gibi kaçar65 ve her adımı onu İslâm’dan daha da uzaklaştırır.
Dipnotlar
- 63 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 3/268; İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 2/186-188.
- 64 Bkz.: el-Kurtubî, el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân 3/56.
- 65 Bkz.: Müddessir sûresi, 74/48-51.