“İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın kendilerine hitap ettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa’ya belgeler verdik. Onu Ruhü’l-Kudüs ile destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat Allah istediğini yapar.”22
Allah’ın meşîeti olmasaydı siz hiçbir şey yapamayacaktınız. Meselâ, eğer Allah dileseydi, siz aranızda mukatele yapmayacaktınız. Ama yapıyorsunuz. Öyle ise sizin müsbet veya menfî mukatele hayatınız, sizin leh veya aleyhinize olması yönüyle tamamen Allah’ın dileme ve meşîetine bağlıdır. Allah neyi murad buyurursa onu yapar. O yaptığını ve yapacağını hiç kimseye sormaz. Zaten: مَا شَاءَ اللّٰهُ كَانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ“Allah ne dilerse o olur. O’nun dilemediği ise asla olmaz.”23 hadisi bir kaide-i mukarreredir.
Allah neyi dilerse o keynûnet kazanır, oluverir. Neyi dilemezse, yani neyin olmamasını dilerse o da olmaz. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. O da Cenâb-ı Hakk’ın meşîetinin adem ve yok’a da taalluk etmesi meselesidir. Durum böyle olunca, Allah (celle celâluhu) neyin olmasını murad eder ve dilerse o olur. Neyin de olmamasını dilerse o da olmaz. Evet, meşîet-i ilâhiye yok’a da var’a da taalluk eder.
Yoksa, bazılarının dediği gibi, “Meşîet-i ilâhiye taalluk ederse o şey olur, taalluk etmezse olmaz.” gibi bir düşünce doğru değildir. Yani meşîet-i ilâhiyenin taalluk etmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü yokluk da aynen varlık gibi meşîetin elinde yoğrulmaktadır.
Dipnotlar
- 22 Bakara sûresi, 2/253.
- 23 Ebû Dâvûd, sünnet 6; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/6.